個人檔案SEN BENİ KENDİNE DOST SE...相片部落格清單更多 工具 說明

部落格


6月27日

dua edelim

DUANIN KENDİSİ DUANIN SONUCUNDAN ÖNEMLİDİR...
 
 

rabbimiz musa aleyhisselama sormuştu: "elindeki nedir?" musa aleyhisselam ise,"bu asamdır" dedi, "ona dayanırım, onunla hayvanlarıma yaprak silkelerim..." pekala, musa aleyhisselam da, biliyordu ki Rabbi elindekinin ne olduğunu biliir. Üstelik asanın dayanmaya yaradığını, hayvanlara yaprak silkmekte kullanıldığını, her şeyi bilen Rabbe ayrıca söylemesi fazla gibi görünüyor... sizce de öyle değil mi? ama sorarım, siz de sevdiğinizin huzurunda olsanız, lafı uzatmak istemez misiniz? daha çok huzurda kalmak için yeni yeni konular bulmayı arzu etmez misiniz? konuştuğunuz konunun ne olduğu önemli değildir; önemli olan konuşmanızdır. çünkü konuşmak sizi huzurda tutacaktır... dua da böyledir işte, kulun Rabbiyle söyleşmesidir. ister ayakkabınızın kaybolan bağcığı gibi sıradan bir şey için, ister ebedi hayat gibi en başta gelen hacetimiz için dua etmek, Rabbin huzurunda kalma vesilesidir... mümin için duanın kabul olup olmasından daha önce, dua etmek gelir... çünkü dua, içeriği ne olursa olsun, sonucu nereye varırsa varsın, Sevgilinin huzurunda kalmaktır...

nereye varırsa varsın, Sevgilinin huzurunda kalmaktır...
 
ŞİMDİ HEP BERABER DUA EDELİM..

回應 (13)

請稍候...
很抱歉,您輸入的回應過長。請縮短您的回應。
您尚未輸入內容,請再試一次。
很抱歉,目前無法新增您的回應,請稍後再試。
若要新增回應,您的父母必須先給您權限。要求權限
您的家長已關閉回應功能。
很抱歉,目前無法刪除您的回應,請稍後再試。
您已超過每日回應上限次數,請於 24 小時後再試一次。
由於系統顯示您可能傳送垃圾郵件給其他使用者,因此您帳號中的回應功能已遭停用。 如果您認為自己帳號遭錯誤停用,請連絡 Windows Live 支援
請完成下列安全檢查,以完成回應。
您輸入的安全檢查字元必須與圖片或音訊中的字元相符。

若要新增回應,請以您的 Windows Live ID 登入 (若您使用 Hotmail、Messenger 或 Xbox LIVE,則您已擁有 Windows Live ID)。登入


沒有 Windows Live ID?註冊

沒有名稱撰寫:
死者已逝去 生者当惊醒 欢迎访问 保平安
6 月 12 日
Karen nur撰寫:
Habîbullah olan zât
Suâl: Ba'zı kimseler, Peygamberimize Habîb denmesi uygun değildir. Habîb sevgili demektir. Allahın sevgilisi olur mu diyorlar. Cevap: Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselâma "Habîbim" buyuruyor. Habîb, sevgili demektir. Sevgi ise çeşitlidir. Ormanı, çiçeği, suyu sevmek başkadır, yemekleri, meyveleri sevmek başkadır. Ana-babayı, evlâdı sevmek başka, hanımı sevmek başka, Allahü teâlâyı sevmek daha başkadır. Bütün sevgileri yalnız hanımı sevmek gibi kabûl etmek çok yanlıştır.
Şimdi İmâm-ı Gazâlî, İmâm-ı Kastalânî hazretleri gibi İslâm âlimlerinden naklen Allahü teâlânın sevip sevmediği kimseleri bildirelim!
Kur'ân-ı kerîmde meâlen (Allah, onları [Eshâb-ı kirâmı, sâlihleri] sever, onlar da Allahı sever) buyuruluyor. (Mâide 54)
Allahü teâlâ şunları sever:
(Sabredenleri sever.) [İmrân 146]
(Tevekkül edenleri sever.) [İmrân 159]
(İyilik edenleri sever.) [Bekara 195]
(Adâlet edenleri sever.) [Mâide 42]
(Tevbe edenleri sever.) [Bekara 222]
Allahın Sevmedikleri
(Aşırı gidenleri sevmez.) [Bekara 190]
(Fesâdı sevmez.) [Bekara 205]
(Zâlimleri sevmez.) [A. İmrân 57]
(Kibredenleri sevmez.) [Nahl 23]
(Hâinleri sevmez.) [Enfâl 58]
Allahü teâlâ, Peygamber efendimize, (De ki, eğer, Allahı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin, günâhlarınızı affetsin!) buyuruyor. (A.İmrân 131)
Peygamber efendimiz de, (Allah ve Resûlü bir kimseye, herkesten daha sevgili olmadıkça, îmân etmiş olmaz.) buyuruyor. (Buhârî)
Selmân-ı Fârisî hazretlerinin bildirdiği hadîs-i kudsîde buyuruluyor ki:
(Ey Resûlüm, İbrâhimi halil [dost] edindiysem de, seni de habîb [sevgili] edindim. Senden daha sevgili hiçbir şey yaratmadım. Sen olmasaydın kâinâtı yaratmazdım. (Mevâhib-i Ledünniyye)
Yine aynı kitaptaki hadîs-i şerîfte, (Allah, İbrâhim'i halil edindiği gibi beni de halil edindi.) buyuruluyor. Şu halde Peygamber efendimiz hem habîbdir, hem halildir.
Sevginin kuvvetli olmasına aşk denir. Mevlidde de (Habîbim sana âşık olmuşam.) ifâdesi geçer. Ba'zı kimseler, nefsin şehvâni arzûlarına aşk dedikleri için Allahü teâlânın, Habîbini çok sevmesini, yâni aşk ile sevmesini kabûl edemiyorlar. (Mevlidin burası yanlış.) diyorlar. Allahü teâlâ, en çok Habîbini sever. Dinde, fazla sevgiye aşk denir. Mevlidde geçen ifâde de yanlış değildir. İlâhî tenzihe aykırı yeri yoktur. (Allah Habîbini çok sevmez.) demek yanlıştır.
İlmin Önemi
Suâl: Ba'zıları dînî ve ilmî diyorlar. Din ilimden ayrı mıdır?
Cevap: İslâmiyet, ilmin tâ kendisidir. Kur'ân-ı kerîmin birçok yeri, ilmi emretmekte, ilim adamlarını övmektedir. Meselâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen (Bilen ile bilmeyen hiç bir olur mu? Bilen elbette kıymetlidir.) buyurulmaktadır. (Zümer 9)
Peygamber efendimizin ilmi öven ve teşvîk buyuran sözleri o kadar çoktur ve meşhûrdur ki, gayrı müslimler dahî bunları bilmektedir. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(İlim, Çin'de de olsa alınız!) [Beyhekî]
(Beşikten mezâra kadar ilim öğreniniz, çalışınız!) [S.Ebediyye]
(Yarın ölecekmiş gibi âhırete ve hiç ölmiyecekmiş gibi dünya işlerine çalışınız!) [İbni Asâkir]
(Bilerek yapılan az bir ibâdet, bilmiyerek yapılan çok ibâdetten daha iyidir.) [Hakîm]
(Şeytanın bir âlimden korkması, câhil olan bin âbidden korkmasından daha çoktur.) [Beyhekî]
İslâm dininde kadın kocasının izni olmadan nâfile hacca gidemez. Sefere çıkamaz. Fakat kocası öğretmezse ve izin vermezse, ondan izinsiz, kendisi için lüzûmlu olan ilmi öğrenmeye gidebilir. Görülüyor ki, Allahü teâlânın sevdiği, büyük ibâdet olan hacca izinsiz gitmesi günâh olduğu hâlde, ilim öğrenmeye izinsiz gitmesi günâh olmuyor. Hadîs-i şerîfte (Nerede ilim varsa, orada müslümanlık vardır. Nerede ilim yoksa, orada kâfirlik vardır!) buyuruldu. Burada da, dinimiz ilmi emretmektedir. Her müslümanın, önce din, sonra dünya bilgilerini öğrenmesi lâzımdır. (Herkese Lâzım Olan Îmân)
8 月 5 日
Karen nur撰寫:

"Hz. Peygamber ile birlikte yapılan tevbenin bir faydası da, tevbe yapanın istiğfarındaki gaflet ve kusurlarının Hz. Peygamber'in istiğfarı ile giderilmesi ve ilâhî huzura sahih ve sağlam bir tevbe olarak ulaşmasıdır. Çünkü kendileri için istiğfar eden Peygamber'i Allahu Tealâ seçmiş, onu vahyi ile şereflendirmiş, kendisi ile kulları arasında bir elçi yapmıştır. Bundan dolayı, onun şefaat ve vesilesiyle huzuruna gelen bir şeyi geri çevirmemektedir." (Tefsir-i Kebir)
Ey Peygamber! İnanmış kadınlar bey'at için sana geldiklerinde bey'atlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir ." (Mümtehine/12)
demekki peygamber efendimiz beyatlarını aldığı kişiler için mağfiret dilemiş ve Allah bu yüzden bağışlayıcı ve esirgeyici sıfatlarını teceli ettirmiş.
"Rasulüm! Hem kendi kusurun, hem de erkek ve kadın müminlerin günahları için istiğfar et!" (Muhammed/19) demekki Allah'ın habibi başka mü'minlerin günahları için yalvarmış ve istiğfar etmiş onlar için.Allah dostları da bunu yapar ve Allah dostlarından da bunu bekler ve Allah dostlarından da bu istenir!!!!!
) . Allahu Tealâ bir kudsi hadiste, sevdiği salih kullarının özel bir nur ve destekle gören gözü, işiten kulağı, konuşan dili, tutan eli, yürüyen ayağı olacağını; onların gözüne, kulağına, diline, eline, ayağına başkalarına vermediği özellikler ve tasarruf gücü vereceğini müjdelemiştir (Buharî, İbnu Mace,Beğavî)
 
 Melekler vefat eden salih mümine: "Korkma, sana vaad edilen cennetle sevin. Biz senin dünyada dostun idik, ahirette de dostunuz. Sana Allah'ın vaadi ve hediyesi olan cenneti müjdelemeye geldik, gözün aydın olsun!" derler. (Fussilet/30-32)
"Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve içinizden (Allah'ın yapmanızı istediği) işlerinizi yürüten önder ve idarecilerinize de itaat edin." (Nisa/59)
Velâyet halktan değil, Allah'tan gelir. Veli, Allah tarafından eti, kemiği, soyu, malı, milleti sayesinde değil; imanı, irfanı ve edebi ile sevilir. Allahu Tealâ sevdiği kullarını diğer kullarına da sevdirir. Bu sevgi ona karşı hürmet ve edebi gerektirir. Allahu Tealâ bir kulunu sevince, onu bütün meleklere, gökteki ve yerdeki varlıklara sevdirir; gönüllerde ona karşı bir hürmet hissi yerleştirir. Bu ilahî bir kanundur, değişmez. (Meryem/96)
  Allahu Tealâ bir kulu sevdiği zaman Cibril'i çağırır ve 'ben falanca kulumu seviyorum, onu sen de sev' buyurur. Cibril de o kulu sever. Sonra gök ehline seslenerek; 'Haberiniz olsun, Allah falanca kulu seviyor, onu siz de sevin!' der. Onu gök ehli de sever. Sonra o kul için yeryüzünde kabul ve kullar arasında ona karşı sevgi konur." 
"Şüphesiz Allah, melekleri, bütün gök ve yer ehli, hatta yuvasındaki karınca, denizdeki balık, insanlara hayır öğreten alim ve salih kimseye salât, dua ve istiğfar ederler."

Şimdi şu soruyu sormak gerekir: İmanı, edebi, irşadı ve hizmeti ile Allah'ın dostu olduğu gün gibi açık olan bir kâmil mürşide cümle alem hayran ve hürmet içinde iken, biz hangi mantıkla ilgisiz kalacağız, onu hafife alacağız, ondaki ilahi nur ve sevgiden mahrum olacağız? Hele de bu kıymetli şahsiyetlere dil uzatmak, onları alaya almak, karalamak, düşmanlık yapmak vahim bir talihsizliktir.
Herkes, kalbindeki iman ve takva kadar Allah'ın sevdiklerini sever, O'nun dinine hizmet eder, ilahi emanetleri korur. Yüce Rabbimiz ölçüyü şöyle ortaya koyuyor: "Kim Allah'ın şeâirini (varlığının delillerini ve dininin alâmetlerini) yüceltirse, bu kalbinin takvasındandır." (Hac, 32)
Büyük müfessir Taberî (Rh.A.), ayetin şu manaya geldiğini belirtiyor: Mü'min kullarıma, bana ait olan her şeye hürmet, saygı ve usulünce muamele etmek haktır, borçtur." (Taberî, Camiu'l-Beyan)

Rasulullah (A.S.) Efendimiz uyarıyor: "Allah adamlarını hafife alanın kendisi alçalır." (Tirmizî, Ahmed) "Büyüğümüzü (hürmet ve edeble) yüceltmeyen, küçüğümüze merhamet göstermeyen, alimimizin (kıymet ve edebini) bilmeyen bizden değildir. " (Ahmed, Hakim, Tirmizî)
 
ALLAH yardımcınız olsun ve gerçekleri görmenizi sağlasın inş...

8 月 5 日
Karen nur撰寫:
-------------------------------------------------------------------------------- BU YAZI DİZİMİZDE TÖVBE KONUSUNU ARKADAŞLARIN İSTİFADESİNE SUNDUK TÖVBEDEN DE KORKAN VARMIDIR? Zamanımızda maalesef çok müslüman kardeşlerimiz tövbeden korkmaktadırlar. Korkularının sebebi hep aynıdır. Hepside tövbeden sonra tövbelerinde durabilecekleri ümidini kaybetmişlerdir. Nasıl olsa ben tövbemde duramam, yine günaha dönerim. Belki bana bir zarar da gelebilir, hatta bazıları çarpılmanın bile mümkün olduğunu zannederler veya birisi kendisine yanlış bir hadise anlatmıştır. Tövbe edemeyenlerin 1 .ci korkusu olan tövbesinde duramam hali üzerinde duralım: Tövbe edecek kimse, tövbeden sonra da halinin ibadet ve günah işlere karşı zaafının içindeki Din ve Allah sevgisinin, Allah'ın koruyucu Askerinden gelecek manevi görünmez (gizli) kuvvetin varlığını tatmadığını ve bu hususlara dair bir kuvvetli bilgisi de olmadığı için korkar. Halbuki, bu hususlara dair bilgisi olanlarda tövbeden korkanların hallerine acırlar. Çünkü tövbeden sonra insanın halinde çok büyük değişiklikler olur. Evvelce yaptığı günahlar onun nazarında çok kötü ve iğrençlesin Kendisinin evvelce hoşuna giden kötü işler onun nazarında iğrenç olunca tekrar işlemek aklından bile geçmez ve hatta onları yapanlara da bu defa kendi de acımaya, onlarında bu halden kurtulabilmesi için içinden gizlice Allah'a yalvarır . Tövbeden sonra, günah işler iğrençleştiği gibi iyi işler, ibadetleri de onun nazarında o kadar güzel ve tatlı olur ki bu defa artık ibadete yüzünü çevirir. Yaptıkça daha çok hoşuna gider. içinde, dine ve Allah'a ve bütün müslümanlara karşı bir sevgi hasıl olur. Allah'ın müsiümanları yukarıda anlatılan 3 düşmanından korunmakla görevli olan ASKERLERi (Mürşitler), tövbeden sonra da daima ona manevi bir kuvvetle yardım eder, düş­manlarına ona manevi bir kuvvetle yardım eder, düşmanlarına karşı korurlar. Tövbeden sonra bu anlatılan değişiklikler ancak Allah'ın vazifeli memurları veya Askerleri olan Mürşitler yanındaki tövbe ile olur. Bu durumları bilmeyen müslüman kardeşlerimiz korkmaktadırlar. Bilseler muhakkak korkmayıp hepside tövbeye koşacaklardır. Tövbeden korkutan 2. ci sebep: TÖVBESİNDE DURAMAZSA ÇARPILACAĞI Hakikaten böyle bir şey varmıdır? Yoksa bu laf nereden çıktı? Tövbesinde duramayan katiyetle çarpılmaz. Kur'an-ı Kerim, Hadis Kitapları, Büyük Mürşidlerin hayatlarını ve menkıbe, kerametlerini anlatan hiçbir kitapta tövbesinde duramıyanın çarpıldığına dair en küçük bir hadiseye rastlanmaz, insanları çok ayetlerinde tövbeye çağıran Allah'u Teala'nm böyle bir adeti yoktur, ilerde tövbesinde duramayanlar diye ayrı bir mevzuda bu mesele çok açık olarak anlaşılacaktır Bu çarpılma lafı nereden çıktı? Allah'ın Askerleri olan Mürşitler nasıl bizi mane­vi düşmanlarımıza karşı koruyorlarsa, Allah da ken­di Askerlerini (Mürşitleri) her türlü gizli ve açık düş­manlardan korur. Allah'ın kendi askerlerini korumaktaki gayreti o kadar fazla büyüktür ki insan buna hayran olmaktan başka birşey yapamaz. Allah'ın Mürşitlerine kim hakaret etse, yahut onun gıyabında kötü söz söylerse, iftira etse onun üzerine Allahu Teala çok kısa zamanda büyük bir bela gönderir ve cezasını verir . Allahu Teala kendi­sine yapılan kötü söz ve iftiralara kıyamete kadar sabreder. Dostlarına (Mürşitlere) yapılana ise cazasini çok tez verir, işte bu lafın çıktığı yer burasıdır, insan Allah'ın Askerlerini her yerde hürmetle anmalı, onlara karşı terbiyesizlik etmemelidir. Onların türbelerine bile yapılan terbiyesizliklerin cezasının nasıl verildiğini gören büyüklerimiz memleketlerimizde çoktur.
8 月 5 日
Karen nur撰寫:
Talihiniz gözleriniz kadar berrak,
    kaderiniz bakışınız kadar güzel,
   umudunuz yarın kadar yakın,
   yarınınız aşkınız kadar mutlu,
    dualarınız istediğiniz gibi makbul olsun
                                        AMİN
7 月 28 日
Karen nur撰寫:

“İnsanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım, beni beslesinler diye değil...”

Kulluk, Rab tarafından rızıklandığını bilmekle başlar. İnsanın secdesi tevekkül seccadesinde gerçekleşir. Kul alnını yere değdirdiğinde, Rabb’inden başka kimseye muhtaç olmadığını kabullenir. Secde ile sadece kafasını değil varlığını da toprağa indirir. Rabb’inin kendisine verdiğinden şüphesi olanın secdesi tam değildir; alnı yerde olduğu halde, aklı yukarıda kalmıştır. “Yalnız Sana kulluk edelim diye yalnız Senden yardım dileriz!” dedirttiğine göre Rabb’imiz, kulluğumuzu O’na yardımmış gibi görmek yerine, O’nun bize yardımı olarak bilmeliyiz.

 

İnsanlar İnandığı Gibi Değil

Yaşadığı Gibi İnanırlar

                  Hz.Ömer

 

 

7 月 28 日
bilnurum撰寫:

ALLAH(c.c.)’ım!

Baktığımda ibret almayı,

Sustuğumda düşünmeyi,

Konuştuğumda seni

Anmayı nasip et bana...

6 月 27 日
bilnurum撰寫:

Ey Rabbimiz! Bize korkudan öyle bir pay ayır ki; bu sana karşı işlenecek günahlarla bizim aramızda bir engel olsun. İtaatinden öyle bir nasip ver ki; o bizi cennetine ulaştırsın. Yakininden öyle bir hisse lutfet ki; dünyevi musibetlere tahammül kolaylaşsın.

6 月 27 日
bilnurum撰寫:
Ey Rabbim! Nice yüzlerin beyaz, nice yüzlerin kara olacağı günde yüzümü nurunla beyaz kıl, nurlandır."
6 月 27 日
bilnurum撰寫:

 Allah’ım! Günahımı, bilgisizliğimi, her isimde isrâfımı ve benden daha iyi bildiğin bütün kusurlarımı affeyle. Allah’ım! Lâtîfemi ve ciddî hâlimi, hatamı ve dileyerek işlediğim günâhımı affeyle. İtirâf ederim ki, bu kusurların hepsi bende vardır

6 月 27 日
bilnurum撰寫:

Hastalığı büyük ve şifası zor, çaresi zayıf ve belâsı kuvvetli olan ve Sen’den başka sığınacak ve ümit edecek kimsesi bulunmayan kuluna merhamet et

6 月 27 日
bilnurum撰寫:

Ey İlahi huzurunda olduğumuzu hissetmek, hoşlandığımız şeylerin yanında olmaktan daha hayırlı olan Sensin! Sen her türlü noksan ve kusurdan münezzehsin. Senden başka ilah yok ki bize eman etsin. Bizi cehennem azabından muhafaza eyle

6 月 27 日
Karen nur撰寫:
 
Yüreği Nur Dolu Dostum insanın Yüreğine Işık açan bir Sayfa Hazırlamışsın
 
 
Dualarda Buluşalım
 
Allahım Bana Seni Sevdirecek ve Beni Senin Sevgine Yaklaştıracak İnsanların Sevgisini Nasip Eyle..
 
6 月 27 日

引用通告

此內容的引用通告是:
http://nurumsunnur.spaces.live.com/blog/cns!ADFC5A08C6FBAE4C!116.trak
引述這則內容的部落格