|
|
July 14
Ey Rabbim ! Senin mübarek ismini anarak ve rahmetinin gölgesine sığınarak ve Senden mağfiret dileyerek söze başlarım.Şüphesiz alemlerin Sultanı sen olduğun gibi,sözlerin sultanıda elbet sensin! Sana hamd eder,her işimde Senden yardım dilerim.Sana hakkıyla hamd etmekten acizim.Senin nimetlerinin şükrünü insan nasıl ifa edebilir ki,bir nefes için iki şükür lazımdır.Vücudumdaki her kıl Senin eserin olunca,artık ben niceye çırpınayım ki,her kılın şükrüne muvaffak olayım.... Ya Rabbi,Ya Rabbi ! Sen herkezin "Ya Rabbi !"deyişlerini duyarsın.Sen her canlının rızkını verir,her düşküne acırsın.Padişahlar da senin kapında devlet bulur,köleler de.Kim Senin dergahından yüz çevirirse,o kendisine yazık etmiş olur.

Sabah Namazı
Şimdi sabah! Şimdi sabah namazı vakti...
Vakit seher… Ufukta günün kızıl çiçeği açmak üzere. Vaktin rahmine sabahın nutfesi düştü az önce. Gecenin toprağında saklı ışıktan tohumlar başlarını uzatıyor.
Şimdi hatırla ki, sen de bir zamanlar yokluğun karanlığında yitiktin. Unutulmuşluk toprağına gömülü bir tohumdun. Kimsenin adını bilmediği, hatırını saymadığı bir yetimdin.
Hatırla ki, unutulmuşluğun toprağında Rabbin seni unutmadı. Rabbin seni sahipsiz de bırakmadı. Rabbin seni yokluk gecesinden varlığın ufkuna eriştirdi. Taze bir bahar gibi gün yüzüne çıkardı bedenini. Ete kemiğe bürüdü ruhunu. Gülden tebessümler giydirdi yüzüne.
Şimdi seher vakti. Göz kapaklarının ardından kaç. Gafletin gecesinden uyan. Aç gözlerini sehere. Aç kalbini Rabbine. Uyan. Uyan, yan ve an seni hiç unutmayan Rabbini. Güneş ufukta yükselmeden, sen dualar ufkuna yüksel. Herkes unutsa bile seni unutmayan Rabbini herkesin O’nu unuttuğu anda ananlardan ol. Haydi kalk! Kalk ve miracına eşlik et En Sevgilinin[asm].
Vakit öğle. Gün ortası. Dünya telaşındasın. İşler yoğun. Yarım kalmış ne kadar iş var! Sanki sensiz yürümüyor hiçbir şey. Sanki sen olmasan işler hep yarım kalacak, belki hiç başlamayacak. Ne kadar çok vazgeçilmezin var! Ne kadar vazgeçilmezsin!
Oysa dünya seni pek umursamıyor. Sessizce akıp gitmede sonsuz uzayda.. Telaşlarına inat uzakta bir kelebek yavaş yavaş kozasından çıkmada. Ötelerde bir insan son nefesini vermekte sessizce.. Bir bebek ilk kez gülümsemekte annesine...
Vakit öğle... O kadar gürültü var ki ortalıkta.. Kalbinin sesini duyamıyorsun bile. Ruhunun sonsuza uzanan emellerine kör olmak üzeresin. Telaşların arasından sıyrıl, ruhuna yer ayır. Ebedî sükûnete hazırla kendini. Kalbini sonsuzluğa bitiştir. Alnını secdeye değdir. Şimdi öğle namazı vakti!

|
İkindi Namazı
vakit ikindi.. gün ihtiyarladı, güneş solgun rengini bırakıyor güller üstüne zaman ırmağı ikindinin çağlayanından dökülüyor şimdi,. ayrılığı söylüyor hece hece...hüzün renkli bulutlar sardı göğü, zevale doğru akıyor ışıklar, devriliyor zaman, hatırla ki sen de şimdi bir ömrün ikindisine doğru yürüyorsun, tenin soluyor,gözlerinin feri çekiliyor, yüzünü bu dünyadan çevirmeye hazırlanıyorsun, öbür kıyısındasın artık nehrin..
bundan sonra vaadi yok sana zamanın, bundan sonra yeni bir vaadi yok sana hayatın..
yokuş aşağı akıyor kalbin,şimdi vakit ikindi.. kalbini kanatıyor kuru gül yaprakları, tutnacak dal arıyor gibisin zamana karşı, zamanın hükmü ağırlaşıyor üzerinde, gün daha kısa geliyor artık..
yemin olsun ki ikindi vaktine hüsrandadır insan şimdi anlıyorsun.. yokuş aşağı akıyorsun dalından kopuyorsun, hoyrat bir rüzgar artık zaman.. geriye kalan ancak iman,şimdi ikindi vakti,secdeye koy alnını eğil zamanın sahibinin önünde,ona konuş.. onunla konuş.. fısılda dualarını sonsuzluğa tutun hece hece.. şimdi vakit ikindi, şimdi ikindi namazı vakti..
|
|
|
Akşam Namazı
Vakit akşam. Gün ölmek üzere. Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden. Kızılca kıyameti kopuyor dünyanın. Kara kefenini giyiniyor gün. Gülün rengi soluyor, eşyanın cezbesi yitiveriyor.
Hatırla ki, senin de akşamın olacak bir gün. Ömrünün ışıkları solacak. Hayatının perdesi çekilecek. Senin de kıyametin kopacak.
Şimdi akşam. Ölmeden önce bil öleceğini ki, yaşatıldığını farkedesin. Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki, sen de şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın. Seni sen yokken de bilen Rabbin, sen öldükten sonra da bilecek elbet.. Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak. Hatırını yalnız O bilecek. Sen de O’nu an şimdi. Şimdi akşam namazı vakti…
Yatsı Namazı
Vakit Yatsı. Gün çoktan öldü. Güneş ışıklarını topladı. Gece hükmediyor âleme. Güneşin saltanatı bitti. Işıklar tükendi ufuklarda. Renkler ellerini çekti eşyadan. Gül soldu, gün soldu. Göğe yöneldi gözler.
Hatırla ki, Sen de unutuşun kara gecesine yuvarlanacaksın. Bir adın kalacak geriye. Bir mezar taşın hatırlayacak belki Seni. Belki o da unutacak.
Şimdi gece… Sabaha çok var. Işık uzaklarda. Yokluğun gecesinde, adın bile unutulmuşken, kimden meded umarsın sor kendine? Kim Sana hayat vermişse, kurumuş kemikleri toplayıp dirilten de O elbette.
Söyle kendine. Söyle kendine ki, çoklarının Seni unuttuğu bu gece, Sen de herkesin unut, O’nu hatırla. Söyle kendine ki, çoklarının ışıklara kanıp sahte renklerin kuyularına daldığı bu gece, Rabbini an, Rabbine kan, Rabbine uyan.
Şimdi yatsı zamanı vakti...
July 11 

Ey yüceler yücesi! Ey merhameti bol Rabbim!
İnsan niçin yaratıldığını unuttu da şimdi azdıkça azıyor! Gariban, suçsuz, temiz yürekli dinlemeden ahlaksızca can yakıyor, Yüreğinde sen korkusu kalmamış, Kahpeleşmiş kalbini iblis oyuncağı sarmış, Yürekler kor kor, Analar, babalar, kardeşler, dostlar gözü yaşlı, O, azgınlığın pervasız semalarında edepsiz kahkahalar atıyor.
Kaybettiklerine üzülmüyor kaybı bilir sanki Gelecekten sorsan dünyayı o yarattı ve hep varolucak, güç hep onda, Nefsinin kör ettiği ahmak-ı beşer oysa, Her fiilin bir karşılığı vardır mutlak senin nazarında, Kaçış yok! Hangi yoldan gitse varışlar aynı yöne, Şüphesiz ilahidir varılacak rota. Huzur senin huzurundur ey yüceler yücesi! Huzurunda bize de bir yer ver, Huzursuz bırakma bizi! İhsan senindir ey merhametin kalbi! İhsan buyur da ilhamınla sabrımızı bol eyle, İnişler ve çıkışlar senindir Allahım! Gücümüz artır, koru bizi böyle sapık nefislerden Ve sapıklığa esir düşmüş beşerlerden, yokuşumuzu düze çevir yol eyle!
“Şüphesiz insan hırslı yaratılmıştır lakin namaz kılınlar müstesna” buyurdun Allahım! Bizleri ibadet-i huzurumuzda daim eyle! Sahih eyle! Süphesiz sen dilediğine verensin Allahım! Şüphesiz sen sana gelene, senden dileyene verensin! Kimbilir ne canlar ızdırapta tende, Gözümüzün görmediği kulağımızın duymadığı ne canlar vardır hayasız, kahpelerin elinde, Ama senden gizli yok! Sen kalplerdekini de dışa vurduklarını da bilensin Allahım! Nurlu esman hürmetine Allahım! İsmi azamın hürmetine! Sen ki “ Alemleri Hz. Muhammedin, İbrahimin ve İsmailin yüzü suyu hürmetine yarattım” diyensin Allahım!
İki cihan selveri can Muhammedin, İbrahimin ve İsmailin hürmetine Allahım onları kurtar içinde bulundukları zulümlerden! Ateş düştüğü yeri yakar biliriz, ızdırapları da çeken bilir, ızdırapları beterdir şimdi ölümlerden! Sahibimiz sensin Ey her derde deva! Dua dua sanadır bu yakarışlar sana hamdü senalar yüreklerden! Amin,
Ya Rabb !. Nefsimize zulmetmekten alıkoy bizi. Senin adaletine razı olanlardan eyle bizi. Senin adaletinin korkusuyla terbiye et hepimizi. Adaletinin korkusuyla yumuşat kalplerimizi. Amellerimizin tartıldığı 'mizan'da güzel eyle akibetimizi. Mizanında ağırlığı olanlardan eyle bizi. Kolaylaştır sorgu sualimizi. Sana hesap verme inceliğiyle yaşat bizi. Hükmüne razı eyle bizi. Zulmetmekten ve zulme uğramaktan uzak eyle hepimizi..
Efendimiz ziyaretinize gelse,
Merak ediyorum Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse, Yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı, Merak ediyorum neler yapacağınızı...
Biliyorum ama Böylesine şerefli bir konuğa açacağınızı en güzel odanızı, Ona sunacağınız yemeklerin en iyisi olacağını, Ve inandirmaya çalışacağınızı, Onu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı; Gerçekten evinizde ona hizmet etmekten alacağınız hazzı.
Fakat söyleyin bana, Efendimizi evinize doğru gelirken gördüğünüzde, Onu kapıda mı karşılayacaksınız? Yoksa onu içeri almadan önce, aceleyle, Bazı dergileri, gazeteleri çarçabuk saklayıp Yerine Kur'anı mı koyacaksınız? Peki hala Amerikan filimlerini seyredecek misiniz televizyonda? Yoksa kapatmaya mı koşacaksınız aceleyle, O size kızmadan önce? Kimbilir?
Belki de ağzınızdan hiç çıkmamış olmasını mı dilerdiniz, Hatırlayamadığınız en son çirkin kelimeyi... Peki ya dünyalık müziğinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız? Ve bunun yerine ortalığa, Kitaplağınızın raflarında tozlanmış, Hadis kitapları mı çıkaracaksınız? Hemence içeriye girmesine izin verecek misiniz? Yoksa teleşla ne yapayım diyerek, Sağa sola mı koşturacaksınız?
Merak ediyorum: Eğer Peygamber Efendimiz, Bir kaç günlüğüne sizinle birlikte yaşasa, Yapmaya devam edecek misiniz, Her zaman yaptığınız şeyleri? Ailenizdeki sohbetler eski halini koruyacak mı? Her yemekten sonra sofra duası etmeyi, Yine zor mu bulacaksınız? Hiç yüzünüzü asmadan, Oflayıp puflamadan, Her vakit namazınızı kılacak mısınız?
Ya sabah namazı için, Sıcacık yatağınızından, Erkenden fırlayacak mısınız? Peki ya yine mırıldanacak mısınız, Her zaman söylediğiniz şarkıları? Ve okuyacak mısınız, Her zaman okuduğunuz kitapları? Peki bilmesine izin verecek misiniz, Aklınızın ve ruhunuzun beslendiği şeyleri? Yoksa hiç bilmemesini mi isterdiniz?
Şöyle diyelim ya da: Gideceğiniz her yere götürebilecek misiniz Peygamberi de? Yoksa birkaç günlüğüne değişecek mi planlarınız? Tanıştırmaktan onur duyacak mısınız en yakın arkadaşınızı onunla? Yoksa hiç karşılaşmamalarını mı umardınız, Peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle?
Şimdi söyleyin açık yüreklilikle, Onun kalmasını ister misiniz sizinle? Sonsuza dek, hep birlikte... Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız, Ziyareti bitip gittiğinde?
Gerçekten bilmek ilgi çekici olabilir değil mi? Bilmek ve düşünmek, Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse Yapacağımız şeyleri...
Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse, Yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı, Merak ediyorum neler yapacağınızı ...
Şair: İbrahim Sadri
Gerçekten Eminmisin?
Yagmurun bir gün dinmeyeceginden, hiç bitmez görünen hayat irmaginin bir gün kurumayacagindan, seni alip diyardan diyara gezdiren rüzgârin bir gün duruvermeyeceginden.
Emin misin ?
Hep atan yüreginin duruvermeyeceginden, gören gözünün hep göreceginden, duyan kulaginin hep duyacagindan.
Emin misin ?
Ben olmazsam olmaz" dedigin islerin asla sensiz yapilamayacagindan, sen olmazsan dünyanin duruvereceginden, seslendiginde titrettigini sandigin su daglarin hep emrinde olacagindan.
Emin misin ?
Sana uzanan ellerin hep yaninda olacagindan, yüregini verdiklerinin bir gün sirtlarini dönüp gitmeyeceginden.
Emin misin ?
Boynuzsuz koyunun, boynuzlu koyundan hakkini alacagi günde; baliklardan kuslara, agaçlardan günese, üzerindeki mesajlari okuyup anlamadigin yaratilmislarin senden sikâyetçi olmayacagindan.
Emin misin ?
Sana hep açik duran ilahî kapilarin bir gün kapanmayacagindan ve sasirip kalmayacagindan.
Emin misin ?
Karanligin içinde kaybolup giden çigliklari duyabildiginden, yüregindeki isiktan baskalarina da verebildiginden.
Emin misin ?
Güzel bir hayat yasadigindan, yapabilecegin herseyi yaptigindan.
Emin misin?
Bütün bunlar için bir kere daha firsatin olacagindan.
Gerçekten Emin misin ?
ALLAH'a emanet olun.
Selametle  


|
Hadis-i Şerif
Allah Teala buyuruyor ki Kim Resule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.
Allahım....Seni zikretme, senin nimetlerine şükretme ve sana güzelce ibadet etme
Konusunda bana yardım eyle..
Allah’a inandım, de. Sonra da dosdoğru ol.
Müslüman, müslümanın kardeşidir. Müslüman, müslüman kardeşine zulmetmez.
Kardeşini düşmana teslim etmez...
Kişi arkadaşının dini üzerinedir. Sizden biriniz kiminle arkadaş olacağına
Dikkat etsin.
Mü’min bir delikten iki defa ısırılmaz.
Allah’a isyan olacak hususlarda hiçbir kimseye itaat edilmez. İtaat ancak meşru
Allah’ın emrine uygun – olan hususlarda olur.
Kuvvetli mü’min, zayıf mü’min den daha hayırlı ve Allah’a daha sevgilidir.
Bununla birlikte her mü’minde hayır vardır.
Allah’ın yardımı cemaatle beraberdir.
İlim öğrenme amacıyla yolculuğa çıkan kimse, evine dönünceye kadar
Allah yolundadır.
Melekler, ilim talebesinden razı oldukları için ona kanatlarını gererler.
Bir kimseye bildiği bir mesele sorulur da gerçeği gizlerse; kıyamet günü
Ağzına ateşten bir gem vurulur.
İki nimet vardır ki insanların çoğu bu iki nimeti değerlendirmede aldanırlar:
Sağlık ve boş vakit.
Cihadın en faziletlisi: zalim idareciye karşı hakkı söylemektir.
Allah yolunda cihad eden MÜCAHİD, hiç iftar etmeden devamlı oruç tutan
Hiç durmadan devamlı namaz kılan kimse gibidir. Ancak kimin Allah
Yolunda cihad ettiğini en iyi bilen Allah tır.
Cennette yüz derece vardır ki, Allah bu dereceleri Allah yolunda cihad edenler
İçin hazırlamıştır. Her iki derece arasında yerle gök arası kadar mesafe vardır.
Sizden kim çirkin bi davranış görürse ona eliyle engel olsun. Buna gücü yetmezse
Diliyle uyarıda bulunsun. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu
Sonuncusu imanın en zayıf şeklidir.
Bizi aldatan bizden değildir.
Öyle bir zaman gelecek ki, kişi aldığı şeyin haramdan mı, helalden mi olduğuna
Aldırış etmeyecek.
Allah resulu faiz yiyene yedirene yazana ve faizli muamelede şahitlik yapanlara
Lanet etmiştir.
Sana şüphe veren şeyi bırak. Sana şüphe vermeyen şeye bak.
İşçiye ücretini alın teri kurumadan veriniz.
İnsanlar zalimi görür de onun elini tutmazlarsa –zalimin zulmüne engel olmazlarsa-
Allah onlara pek yakında umumi bir ceza verecektir.
Rızkının çoğalmasını ve ömrünün uzatılmasını arzu eden kimse, yakınlarını
Kollayıp gözetsin.
Yakın akrabasıyla ilişkiyi kesen kimse-tevbe etmedikçe veya cazasını çekmedikçe
Cennete giremez
Rabbin rızası ana-babanın rızasındadır. Rabbin gazabı ana-babanın kızgınlığındadır.

  
|
Kumeyl duası olarak Ehl-i Beyt kaynaklarında meşhur olan bu dua, Hz. Ali (a.s)’ın sır arkadaşı Kumeyl bin Ziyad’a Hızır’ın duası diye öğrettiği engin maarifi içeren bir duadır.. )
Ey Rabbim, Her şeyi kaplayan rahmetinden Her şeye gücü yeten kuvvetinden Önünde her şeyin boyun eğdiği kudretinden Karşısında hiçbir şeyin duramadığı izzetinden Her şeyi kaplayan azametinden Her şeyi kuşatan ilminden Her şeyi aydınlatan nurundan İstiyor ve bekliyorum
Ey nur, Ey Kuddüs, Ey ilklerin ilki ve sonların sonu Rabbim, İsmet perdesini yırtan günahlarımı affet Nimetleri değiştiren hatalarımı affet Duaların kabulünü engelleyen Belalar getiren İşlediğim bütün günahları ve yaptığım bütün hataları affet. Rabbim, zikrinle sana yaklaşabilirim, biliyorum. Rahmetinden beni kendine yaklaştırmanı diliyorum. Bana şükrü öğretmeni Zikrini ilham etmeni diliyorum. Bana merhamet etmeni Beni, verdiğine razı ve kanaatkar kılmanı diliyorum. Sen ki ihtiyacı olana verirsin Kapına geleni geri çevirmezsin. Ey rabbim senin saltanatın yücedir. Kimine gizli, kimine apaçıksın
Rabbim, biliyorum ki Senden başka günahlarımı bağışlayacak Suçlarımı örtecek kimse yok. Biliyorum ki ben nefsime zulmettim. Sana itaat etmedim. Bütün bunlara rağmen beni unutmadığından Ve bana lütfettiğinden dolayı Kalbim sana kavuşma arzusuyla yanıyor Rabbim biliyorum ki sen benim dostumsun Her kötülüğümü örtersin Başıma gelen her belayı hafifletirsin
Rabbim görüyorsun ki Zincirlerim beni çökertti. Çirkin ve boş emellerim beni senden uzaklaştırdı. Dünya beni aldattı. Gururum ve kayıtsızlığım kalbimi katılaştırdı Rabbim biliyorum ki sen benim dostumsun Beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar Affet beni ey Rabbim
Farz edeyim ki senin ateşine dayandım. Her acıya göğüs gerdim Ama senin rahmetinden bir an bile uzak kalmaya dayanamam biliyorsun
Ey Kerim ve Rahim olan Rabbim Yemin ediyorum ki eğer konuşmama izin verirsen Senin kapında her an coşarım Feryat edenlerin feryadı gibi kapında feryat ederim, Kaybedenlerin ağlaması gibi ağlarım. Nerdesin? Çağırıyorum seni ey müminlerin dostu Ümitsizlerin ümidi Güçsüzlerin dayanağı Ağlayanların sevgilisi Seni vücudumun tüm zerreleriyle çağırıyorum. Rahmetine ümitle koşuyorum. Görüyorsun ki bu kalp senden ayrılmanın acısını duyuyor. Bu dil seni anıyor. Bu kalp seni arıyor ve ağlıyor. Ah Rabbim o nasıl azapta kalabilir? O senin affedeceğinden ümitlidir, emindir. Senin sevgini arzuladığı halde ateş onu nasıl yakabilir. Onun güçsüzlüğünü biliyorsun. O bu acıları daha ne kadar taşıyabilir? Sen ona yol gösterirsen ateşin sıcaklığı ona nasıl zarar verebilir? O seni Rabbim diye çağırmaktadır. Ruhunda senin izlerin varken onu nasıl ateşe atabilirsin? Hayır asla sen bunları yapmazsın Ben senin keremini biliyorum. Merhametini biliyorum. Senin isimlerin mukaddestir. Sen insanlara kendini tanıttın Rahmetinle kalplerini okşadın Rahmetini benden esirgeme Ey Rabbim Bil ki sana muhtacım
Gizlice yaptığım günahlar senin ilmindedir. Beni gizli günahlarımın ağırlığından kurtar. Sen her şeye şahitsin. Günahlarımı rahmetinle gizledin, biliyorum. Rabbim sen her günahı bağışlayan ve her hatayı örtensin. Sen benim fakirliğimden ve güçsüzlüğümden haberdarsın.
Ya Rabbi, Ya Rabbi, Ya Rabbi
Yüceliğin adına seni anmama yardım et Boş emellerim, günahlarım, aşırılıklarım, bilgisizliğim ve gafletimden dolayı senin af kapını gözyaşımla çalıyorum. Biliyorum ki derdimin ilacı sensin. Ey Rabbim, benim kimim var senden başka Affı ve rahmeti başka kimden isteyeyim. Bu kadar günah ve aşırılıktan sonra sana geldim Pişman ve perişanım Beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar. Gözyaşımla sana dönüyor, günahımı itiraf ediyorum. Yalnız sana sığınıyor, özrümün kabulü için af diliyorum. Beni affet Rabbim, beni affet.
Ey Rabbim senin rahmetini gördükten sonra beni yakacağına inanayım mı? Keşke bilseydim Sen benim dünya ve ondan gelecek belalara direncimin azlığını biliyorsun. Ve biliyorsun ki ben senin ayrılığına dayanamam. Gözyaşımla çağırıyorum seni ey Müminlerin dostu. Feryat edenlere cevap veren Ey sadık yüreklerin dostu Beni bu gece ve her saatte affet Her günahı işlemiş ve her günde bulaşmışım Sen hepsine şahitsin Gizli olanı sen rahmetinle gizledin Beni çirkin günahlarımın ağırlığından kurtar Yüreğim dostluğunu kaldıramaz Ama kalbim sevgini hissedebilir. Rabbim sana böylece inanamamıştık ve senin sevginden habersizdik
Ey Kerim ve Rahim olan Rabbim Sen benim dünya ve ondan gelecek belalara karşı gücümü arttır. Bana kudretinle güç ver. Biliyorsun ki ben sana muhtacım İlahi Bilmiyorum sana neleri şikayet edeyim. Zorlukları mı? İnsanları mı? Üzerime gelen günah ve belaları mı? Beni affet Rabbim. Her şeye sabrettim ama senin ayrılığına sabredemem. Beni hizmetine al. Sana sürekli bir kul olayım Güvencim, dayanağım, dostum sevdiğim sensin. Her halimde sana koşarım. Bana kuvvet ver. Kapına gelmeme yardım et Uğrunda her şeyimi vermem için bana güç ve nur ver. Huzurunda değişmez olayım. Sana koşanlarla birlikte sana koşayım. Seni sevenlerle birlikte seni seveyim Rahmetin ve kudretinle koru beni Hatalarımı affet.
Değil mi ki sen kullarına bu hükmü verdin. Bana yönelin, benden isteyin, kabul edeyim dedin Ben de yüzümü sana çevirdim Elimi sana uzattım Silahı, ağlamak ve sermayesi ümit olan şu kulun Senin kapına geldi Eğer affedersen bu senin şanındır. Eğer bağışlamazsan hangi kapıya gideyim. Hangi kapı var. Senden başka Rab yok ki onun kapısına gidilsin Tüm zerrelerimle sana sığınıyorum Rabbim, Rahmetinle, şefkatinle beni kucakla… Amin
KONUŞACAK NE KALDI Kİ
Zaman gazetesi yazarı Kerim Balcı'nın 10 günlük şehide, Vaad'a seslendiği yazısı...
"Asıl şimdi söylenecek çok şey var!
Sesimi duyar mısın Vaad? Top sesleriyle doğmuş, patlamalar içinde bizimle birlikte on gününü geçirmiş ve dün yıkılan duvarların altında annenle birlikte can vermiştin.
Bomba, yıkılma ve çığlık seslerinden başka bir şey duyacak kadar yaşamadın ki! Şimdi sesimi duyar mısın Lübnanlı bebek? Diri diri gömülmüş mev'udemiz! Sesimi duyar mısın? Sana ' Ne günahın vardı da öldürüldün?' diye sorulduğunda vereceğin cevap için olsun kulak verir, dinler misin beni?
Hıçkırıklarım çaresizliğimin resmi. Takılıp kalma Vaad. Asıl sana suçluluğumu anlatan kelimelerimi dinle. Seni biz öldürdük yavru! Sessizliğimizle öldürdük seni. İnsan insanı öldürürken, can cana kıyarken takındığımız sessizliğimizle gömdük seni ve anneni... Afganistan'da metrekareye birkaç bomba düşerken sustuğumuzda öldürdük seni. Irak'ta belki yüz bin sivil öldürüldüğünde susarken; Gazze'de bir adam için on çocuk katledilirken sustuğumuzda öldürdük seni.
Çünkü biz, bırak bir ferdinin derdiyle her ferdi dertlenen bir ümmet olmayı, insan bile olamadık Vaad. İnsan denen insan, 'ateş nereye düşerse düşsün beni yakar' diyen insan değil midir? Oysa biz nicedir düştüğü yeri yaktığını dahi duymazdan geldik. İnsan denen insan, istilayı, savaşı, katliamı sinema seyreder rahatlığında seyreder mi televizyon ekranından? İnanmazsın Vaad, 'savaştan sonra inşaat ihaleleri alırız' hesaplarıyla sevinenlerimiz oldu! Ve biz, sessizliğimizle öldürdük seni Vaad! Bombaların, tankların, roketlerin gürültüsü içinde suskunluğumuzla öldürdük seni.
Sesimi duyar mısın Vaad? Sen ve senden önce giden 'mavi emzikli çocuk' ve senden sonra gidecek görünen niceleri, sesimi duyar mısınız? Çünkü alem duymuyor Vaad! Zalim duymuyor. Çatışanlar duymuyor, seyredenler duymuyor... Birleşmiş Milletler duymuyor, NATO duymuyor, Avrupa duymuyor, Araplar duymuyor... Benim, her dertlinin derdini duyan milletimin sesi kısık Vaad! Ağlamaya ömrü vefa etmeyen annenin yerine ağlayan annelerimizin sesi zayıf! Kalemimiz kırık, kalbimiz buruk, ellerimizde tarihin kelepçeleri...
Sesimi duyar mısın Vaad? Duyar da sen dönüp benim halime ağlar mısın? Cennet panayırlarının sevecen bebesi Vaad! Benim çaresizliğime, benim suçluluğumu bilmezliğime, benim sessizliğime ağlar mısın? Burada sesimi duyan yok Vaad! Sen duyar mısın? Ve dönüp sorar mısın dünyaya: 'Ne günahım vardı da öldürdünüz beni?' Beni duymayanlar, olur a, belki seni duyarlar yavru... Ajanslar resimlerini geçtiler dünyaya; üzerine 'artık söyleyecek bir şey kalmadı' yazarak. Duyarlarsa seni Vaad, 'Hayır, hayır... Asıl şimdi söylenecek çok şey var!' diye haykırır mısın?"
Bu bebek 10 günlükken israil bombardımanında bir binada annesinin kolları arasında savaşla geldiği dünyaya savaşla veda etti. Vaad ve daha niceleri bu saldırılarda ölüyor, ve yine ölüyor. Ve bizlerde hep beraber üç maymunu oynuyoruz ya hepimize yazıklar olsun.
June 27
Namaz İnsanı Kılar
Zaman puslu bir nehir gibi akıyor içinden. Kıyılarını bilmiyorsun. Nerede başladığını bilmiyorsun. Nerede bittiğini bilmiyorsun. Hangi yöne aktığını bilmiyorsun nehrin. Sadece akıyor, sadece akıyor. Çağıltısını duyuyorsun sadece. Yatağına kırgın gibi; bazen taşıyor, bazen duruluyor, bazen çekiliyor. Kimse kenarında kalmıyor bu nehrin; seni de içine çekiyor, sevdiklerini göğsüne alıyor, sevdalarını sürükleyip uzak denizlere döküyor. İçine kıvrılıyor gibi zaman. Göğsüne sokulup aşklarına dokunuyor, acılarını dokuyor. Aklında hesapları yarım bırakıyor, kalbinde yaralar açıyor, tenini dağlıyor. Hüsran içinde hüsran büyütüyor. Hayâl köprülerinin altından geçiyor. Taştan hatıralarını okşuyor. Kıvrım kıvrım içinden akıyor. Sana dokunuyor zaman. Seninle tükeniyor.
İçinde kıvranıyor zaman. Seninle tükeniyor. Yağmur sularına hasret kumlar gibi kuruyor, eriyor. Bozuk saatlere aldanıyor. Şarkı sözlerine dolanıyor. Hülyâların göğsüne kanıyor. Yalancı şafaklarla oyalanıyor. Akşamları göllerde dinleniyor. Öğle vakitleri koşturuyor. Şehirlerin telaşında eriyor. Anlamsız duvarlara gölge olup sokuluyor. Düşen yaprakla sırdaş olup dertleniyor. İçinde ağlıyor zaman. İçinde kıvranıyor.
İşte sabah. Lâl dudaklı bir sevgili zaman. Alnından öpüyor her şafak. Gözlerini açtığın yerde buluyorsun kendini. İşte bir kez daha varsın. Var edilmişsin. Uykunun çatlaklarından sızıyor gibi nehir. Elinden tutuyor; taze bir güne yolcu ediyor seni Sevgili. Kendini unuttuğun yerde yeniden hatırlanıyorsun. Kendini unutturduğun demde yeniden insan oluyorsun. Uyanıyorsun. Uyanıyorsun. Göz kapaklarını açmaktan fazlasını yapıyorsun. Anla ki sen kendine ait değilsin. Bir göz kapağının ardında yitebilirsin. Gecenin koynunda sevdiklerinden kopabilirsin. Zaman nehri ayırabilir teni tenden, canı bedenden.
Pek zayıfsın. Pek kolay inciniyorsun. Seni yaralayan ne çok şey var. Kanadı kırık kuşlar önce senin kanadını kırıyor. Hüznün için bin bir bahane var. Uçurumlar önce seni yutuyor; hep dağların ardına savruluyorsun. Kerem seni arıyor, aslı sana özeniyor. Leylâ çölde seni arıyor; Mecnûn sana ağlıyor. Zaman seni senden alıyor. Sürekli uçurumlar açıyor göğsüne. Yangınlar sunuyor göğsüne. Dağlar dağlardan uzaklaşıyor. Kalplerden kalplere çöller büyüyor.
Elin bir şeye yetişmiyor; parmaklarının arasından dökülüyor an. Ömrün sevdalarına yetmiyor; batan şeyleri sevmiyorsun, sevemiyorsun. Sabrın kıl kadar; günü akşam edemiyor, akşamı sabaha yetiştirmiyor.
Vakit sabah. Gün seni bekliyor. Yüklerin ağırlaşacak. Belin bükülecek. Dünya seni çağırıyor. Ömrün azalacak. Zaman tenini yoklayacak. Ruhun sıkılacak. Şimdi, şu halde, elini eline veren, güneşi sana gönderen, yağmurları alnına değdiren sonsuz kudret sahibine hâlini arz etmeyecek misin? Şimdi şu halde, en ince dertlerini bilen, belli belirsiz fısıltılarını işiten, içinin de içini bilen sonsuz rahmet sahibinin huzuruna varıp içini dökmeyecek misin?
Bak seni bekliyor sevgilin. Yangınını ona sunsan, bütün yangınlar söner, ayrılıklara yol bulunur. Gözlerini ona aç, bir de onunla yan. Alnına serinliğini dokundur. Yaralarını onun yanında kanat. Onunla ağla. Ağla ki göz yaşlarına tek tanık olsun. Sevdalarını onun başucuna topla. Aşklarını çoğalt alnında. Ağla.
Sevgiline koş. Gecenin örtüsü dağılsın. Şafağın saçları çözülsün. Gönlünü rüzgâr alsın. Bütün küsmeler küsüşsün, yalnız kalsın. Kavga kavgaya tutuşsun; kalbinden vurulsun. Hüzün hüzne bölünsün; azalsın, sıfırlansın. Ağla. Ağla ki gurbet gurbeti gurbete göndersin. Ağla ki gözünün yaşı ırmağ karışsın.
Ölüm Sekeratı
Düşün bir kere! Sen can çekişmektesin.ölüm sıkıntısı ,acısı,sarhoşluğu,gam ve ıstırabıyla boğuşmaktasın. Ölüm meleği ayağından itibaren ruhunu çekmeye başlamış.Bu çekişin acısını ayağının ta ucundan hissetmektesin.Sonra bu çekiş aralıksız devam eder.can çekişme kızışır.Ruh aşağıdan yukarıya olmak üzere bütün bedeninden çekilir.Acı doruğa ulaşmıştır.Ölümün sıkıntıları bütün bedenine yayılmış,Kalbin.ürperti ve üzüntü içindedir.Rabbinden gazab veya hoşnutluk müjdesini gözleyip beklemektedir.Canını almakla görevli melekten bu iki haberden birini almaktan başka bir haber olmadığını anlamışsındır.
ölüm meleğinin görünüşünfkljfsdfjiii
şte sen böyle gam,tasa,ölüm acısı ve şiddetli üzüntü içerisinde Rabbinden iki müjdeden birini beklerken,birden bire ölüm meleğinin çehresiyle yüzyüze gelirsin.Bu çehre ya en güzel veya en çirkin bir manzara arzetmektedir.Bedeninden ruhunu çıkarmak üzere elini ağzına doğru uzatırken ona bakıyorsun.Bu hale düşmekten ve ölüm meleğinin yüzünü görmekten dolayı nefsin zillete bürünmüştür.Ondan nasıl bir müjdeyle karşılaşacağını merak edip duruyorsun.Birden bire onun sesini duyuyorsun.Sana:"Allah'ın rıza ve mükafatıyla sevin.ey Allah'ın dostu!" veya "O'nun gazab ve azabıyla sevin(!) ey Allah'ın düşmanı!" haberini alıyorsun. İşte o anda ya kurtuluş ve başarına kesin kanaat getirir ve ruhun Allah ile huzur bulur veya mahv ve helak olduğuna kani olur,kalbin ümitsizlikle dolar,Allah'tan ümit ve emelin kopar.Dünyadaki müddetin bittiğini,iz ve eserininin silindiği ve senden önce geçip gidenlerin yurduna taşındığın o anda gönlüne son derece keder ve hüzün veya neşe ve sevinç hakim olur.
KABİR
Kabir ve Sorgusu
Gönlünün sevinç ve neşeden uçar gibi olduğu veya hüzün ve ibretle dolduğu o anda kendini düşün! Kabri ve onun dehşetli manzarasını,oradaki iki meleği ve Rabbine olan imana ilişkin sorularını bir tasavvur et! Ya Rabbinden gelen kesin söz(Kelime-i Şehadet) ile desteklendiğinden sebatlı ve kararlı veya yardımsız,şaşkın ve ürkeksin.O iki meleğin sorgulamak üzere tutup seni oturtmak için çağırdıkları anki seslerini düşün! O daracık mezar çukurunda oturuşunu göz önüne getir.Kefenlerin iki yanına düşmüş,gözünün üzerine konulmuş pamuklar yerlerinden ayrılp ayaklarını yanlarına kaymıştır.Bunları düşün,sonrada onların şekline ve vücudlarının büyüklüğüne gözünü dikişini bir tahayyül et! Eğer onları güzel şekilleriyle görürsen,kalbin başarı ve kurtuluşa erdiğini kesin olarak anlar.Eğer kötü manzaralarıyla görürsen,gönlün mahv ve helakine kanaat getirir.Düşün onların nağme ve sorularıyla ses ve sözlerini;sonra da eğer sebat lütfetmişse Allah'ın desteğini veya seni yalnız başına yardımsız terketmişse şaşırtmasını!
Kabrin Cennet ve Cehenneme Açılması
Ya kesin veya şaşkın ve şüpheli cevabını düşün! Şanı yüce Allah sana sebat ihsan etmişse o iki meleğin sevinçle sana yöneldiklerini,Cehenneme kapı açmak için ayaklarıyla kabrin yanlarına vurduklarını bir düşün!'Sonra Cehennemin, ateşiyle kızışıp kaynayışını,o anda meleklerin seninle olan konuşmalarını göz önüne getir.Cenab-ı Hakk'ın seni koruduğu bu manzaraya bakıp duruyorsun.Bundan dolayı gönlünün neşe ve sevinçi bir kat daha artar.Acz ve zaafına rağman nasıl bie ateşten kurtulduğunu gözlerinle görüp inanırsın. Sonra o iki meleğin,ayaklarıyla kabrinin yanlarına yeniden vurduklarını,mezarının,ziynet ve nimetleriyle Cennete açılışını ve meleklerin şu sözlerini bir tahayyül et:"Ey Allah'ın kulu! Cenab-ı Hakk'ın senin için hazırladıklarına bak! Bu senin makamın ve kavuşacak yerindir!" Bu Cenner nimetlerini ve saltanatının göz alıcığını ve bu müşahede etiğin nimetlerle parlak güzelliklere bir gün kavuşacağını görmekten gönlünün sevinç ve neşesini düşün! Eğer böyle değilsen,bütün bunların tersini;azarlanışını,Cenneti görüp de meleklerin sana söyleyeceklerini, "Aziz ve Celil olan Allah'ın seni mahrum bıraktığına bak!";Cehennemi görüpte sana yöneltecekleri,"Allah'ın senin için hazırladıklarına bak!Bu senin yurdun ve varacak yerindir!" şeklindeki sözleri düşün! Bu ne büyük tehlike!..
| Ya Rasul!! |
|
| Senin gibi olmak zor geldi bize Ya Rasul! |
|
|
Senin gibi olmak zor geldi bize ya Rasul! Senin gibi anlamak, senin gibi ağlamak, senin gibi olmak zor geldi bize...
Neler yapmadık ki, neleri atmadık ki hayatımızdan, düşünmeden, anlamadan geçen nice zamanlarımız oldu...
Neler demedik düşünmeden... Hep biz olmalıydık, dedik Her şeyi ben bilir ben yaparım, dedik Herkes bana bakmalı, benimle ilgilenmeli, benim olduğum yerde başkası olmamalı, dedik...
En yakışıklı erkek, en güzel kız ben olmalıydım nidaları hiç düşmedi dilimizden, bu uğurda neler yapmadık, kimleri harcamadık ki...
Hep büyük olmak istedik, her zaman her yerde tek olmayı, ulaşılmaz olmayı istedik...
Para dedik, parayı aradık ve onu bulduğumuz yerde herşeyi kaybettik... Neler yaptırmadı ki bize, kimleri sevdirmedi, kimlerden nefret ettirmedi, nice dostları kaybettik onu kazanmak için ve nice düşmanlar kazandık onu kaybetmemek için...
Para dedik parayla yandık... Şöhret dedik şöhretle yandık... Hep ben dedik benlikle yandık... Ama ALLAH deyip ALLAH aşkıyla yanmak zor geldi bize...
İnsanları küçük görmek en büyük zevkimiz oldu. Makamımız, mevkimiz enaniyetimizi körükledikçe bizden daha büyük kimse yok dedik. Her halimiz, her sözümüz benlik emarelerinden kurtulamıyordu...
İsmimiz altın harflerle yazılmalıydı kitaplara... Resmimiz yapılmalı ve her yere asılmalıydı... Dillerden düşmemeli, akıllardan hiç çıkmamalıydık...
Ve istediklerimiz oldu... İsmimiz altın harflere olmasa da altın yaldızlı harflerle yazıldı kitaplara... Resmimiz yapıldı ve resmimizin altına "işte o" yazıldı... Heykellerimiz dikildi köşe başlarına ve herkes hayran gözlerle izledi...
Dillerden hiç düşmüyor, akıllardan hiç çıkmıyorduk. İşte artık her şeye sahiptik...
Bütün bunları kazanırken birtek ve en önemli şeyi kaybettiğimizi hiç düşünemedik... dünya öylesine sarmıştı ki bizi, gözlerimiz öylesine perdelenmişti ki kazandıklarımız öylesine tatlıydı ki... en önemli kazancımızı dünya ve ahiret saadetimizin anahtarını gönlümüzün huzurunu gözümüzün nurunu kaybettiğimizi göremedik, anlayamadık, hissedemedik.
Evet bunları kazanırken imanımız elden kaçıyordu. Artık ALLAH'ı unutuyor, O'nun emirlerine karşı lakaydlaşıyorduk. Bize sunulan nimetlere nankörlük ve emanetlere ihanet artık hayatımızın bir parçası haline gelmişti... Bilemedik, anlayamadık... Dönmek, doğruya yönelmek, hatalarımıza kalem çekmek zor geldi bize...
Ama ne pahasına olursa olsun; dünyanın her türlü nimetinden mahrum kalmak, insanların alaylarına maruz kalmak, itilmek, kakılmak, küçük düşürülmek evet ne pahasına olursa olsun artık vazgeçiyorum dünyanın bütün nimetlerinden. Artık RABBİME yönelmenin, O'nu bulmanın, O'nu anlamanın O'nun aşkıyla yanmanın, O'nun varlığında yok olmanın zamanı gelmişti...
Bütün insanlara, bütün sahte dostlarıma, bütün düşmanlarıma, bütün fantazilere, bütün günahlara, bütün dünyaya sesleniyorum...
Ben Rabbimi buldum sizi kaybetsem ne olur... Ben Rabbimi sevdim sizi sevmesem ne olur... Ben Rabbime kul oldum size köle olmasam ne olur... Ben gerçeği buldum siz anlamasanız, dinlemeseniz ne olur...
Artık bırakma vaktidir sizi, artık yönelme vaktidir Rabbime,
artık secdeye varıp ağlama vaktidir bugün, artık Azraille olan buluşmaya en güzel bir şekilde hazırlanma vaktidir bugün, artık dünyadan göçüş müjdesi gelene kadar ALLAH'a kul olma ALLAH aşkıyla yanma ALLAH'ın varlığında yok olma vaktidir bugün.......!
| | 
Bakara(*) Sûresinin 85 . Ayetinde Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu halde onları yurtlarından çıkaran, size esir olarak geldiklerinde ise, fidye verip kendilerini kurtaran kimselersiniz. Yoksa siz Kitab’ın (Tevrat’ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Bakara(*) Sûresinin 174 . Ayetinde Allah’ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyip onu az bir bedel ile değişenler (var ya); işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Kıyamet günü Allah onlarla ne konuşacak, ne de onları arıtacaktır. Onlar için elem dolu bir azap vardır.40
Bakara(*) Sûresinin 212 . Ayetinde İnkar edenlere dünya hayatı süslü gösterildi. Onlar iman edenlerle alay etmektedirler. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise, kıyamet günü bunların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızık verir.
Bakara(*) Sûresinin 254 . Ayetinde Ey iman edenler! Hiçbir alış verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. İnkar edenler ise zalimlerin ta kendileridir.
Âl-i İmrân(*) Sûresinin 55 . Ayetinde Hani Allah şöyle buyurmuştu: “Ey İsa! Şüphesiz, senin hayatına ben son vereceğim. Seni kendime yükselteceğim. Seni inkar edenlerden kurtararak temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar küfre sapanların üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.”

Âl-i İmrân(*) Sûresinin 77 . Ayetinde Şüphesiz, Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır.
Âl-i İmrân(*) Sûresinin 161 . Ayetinde Hiçbir peygamberin emanete hıyanet etmesi düşünülemez. Kim hıyanet ederse, kıyamet günü, hıyanet ettiği şeyle birlikte gelir. Sonra da hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir.
Âl-i İmrân(*) Sûresinin 180 . Ayetinde Allah’ın kendilerine lütfundan verdiği nimetlerde cimrilik edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır! O kendileri için bir şerdir. Cimrilik ettikleri şey kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
Âl-i İmrân(*) Sûresinin 185 . Ayetinde Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.
Âl-i İmrân(*) Sûresinin 194 . Ayetinde “Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize vadettiklerini ver bize. Kıyamet günü bizi rezil etme. Şüphesiz sen, vadinden dönmezsin.”
Nisâ(*) Sûresinin 42 . Ayetinde O kıyamet günü, Allah’ı inkar edip Peygamber’e isyan edenler, yer yarılıp içine girmiş olmayı isterler ve Allah’tan hiçbir söz gizleyemezler.
Nisâ(*) Sûresinin 87 . Ayetinde Allah kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır. Andolsun sizi kıyamet gününde mutlaka bir araya toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur. Kimdir sözü Allah’ınkinden daha doğru olan?
Nisâ(*) Sûresinin 109 . Ayetinde İşte siz öyle kimselersiniz (ki, diyelim) dünya hayatında onları savundunuz. Ya kıyamet günü onları Allah’a karşı kim savunacak, yahut kim onlara vekil olacak?
Nisâ(*) Sûresinin 141 . Ayetinde Onlar sizi gözetleyip duran kimselerdir. Eğer Allah tarafından size bir fetih (zafer) nasip olursa, “Biz sizinle beraber değil miydik?” derler. Şayet kâfirlerin (zaferden) bir payı olursa, “Size üstünlük sağlayıp sizi mü’minlerden korumadık mı?” derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmünü verecektir. Allah, mü’minlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir.

Nisâ(*) Sûresinin 159 . Ayetinde Kitab ehlinden hiç kimse yoktur ki ölümünden önce, ona (İsa’ya) iman edecek olmasın. Kıyamet günü o (İsa) onların aleyhine şahit olacaktır.31
Mâide(*) Sûresinin 14 . Ayetinde “Biz hıristiyanız” diyenlerden de sağlam söz almıştık. Ama onlar da akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kini salıverdik. Allah ne yapmakta olduklarını onlara bildirecek!
Mâide(*) Sûresinin 36 . Ayetinde Şüphesiz yeryüzünde olanların hepsi ve yanında bir o kadarı daha kendilerinin (kafirlerin) olsa da onu kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verecek olsalar onlardan yine kabul edilmez. Onlara elem dolu bir azap vardır.
Mâide(*) Sûresinin 64 . Ayetinde Bir de Yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar! Hayır, onun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, sana Rabbinden indirilen (Kur’an) onlardan birçoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır. Biz onların arasına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah bozguncuları sevmez
En’âm Sûresinin 2 . Ayetinde O öyle bir Rab’dır ki, sizi çamurdan yaratmış, sonra (her birinize) bir ecel tayin etmiştir. (Kıyametin kopması için) belirlenmiş bir ecel de onun katındadır. Siz ise hâlâ şüphe ediyorsunuz. En’âm Sûresinin 12 . Ayetinde De ki: “Şu göklerdekiler ve yerdekiler kimindir?” “Allah’ındır” de. O merhamet etmeyi kendine gerekli kıldı. Andolsun sizi mutlaka kıyamet gününe toplayacak. Bunda hiç şüphe yok. Kendilerini ziyana uğratanlar var ya, işte onlar inanmazlar.
En’âm Sûresinin 15 . Ayetinde De ki: “Ben Rabbime isyan edersem gerçekten, büyük bir günün (kıyamet gününün) azabından korkarım.”
En’âm Sûresinin 31 . Ayetinde Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır. Nihayet onlara ansızın o saat (kıyamet) gelip çatınca bütün günahlarını sırtlarına yüklenerek, “Hayatta yaptığımız kusurlardan ötürü vay halimize!” diyecekler. Dikkat edin, yüklendikleri günah yükü ne kötüdür! En’âm Sûresinin 40 . Ayetinde (Ey Muhammed!) De ki: “Söyleyin bakalım. Acaba size Allah’ın azabı gelse veya size kıyamet saati gelip çatsa (böyle bir durumda) siz Allah’tan başkasını mı çağırırsınız? Eğer (putların size yararı dokunduğu iddianızda) doğru söyleyenlerseniz (haydi onları yardıma çağırın).
A’râf Sûresinin 32 . Ayetinde De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında mü’minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.”
A’râf Sûresinin 167 . Ayetinde Hani Rabbin, elbette kıyamet gününe kadar onlara azabın en kötüsünü tattıracak kimseleri göndereceğini bildirmişti. Şüphesiz Rabbin, elbette cezayı çabuk verendir. Şüphesiz O çok bağışlayandır, çok merhamet edendir
Hicr Sûresinin 85 . Ayetinde Biz gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları ancak hakka ve hikmete uygun olarak yarattık. Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Sen şimdi güzel bir şekilde hoşgörü ile muamele et.
Nahl Sûresinin 25 . Ayetinde Böylece kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarının da bir kısmını yüklenirler. Dikkat et, yüklendikleri ne kötüdür

Nahl Sûresinin 27 . Ayetinde Sonra kıyamet günü Allah onları rezil edecek ve diyecek ki: “Uğrunda mücadele ettiğiniz ortaklarım nerede?!” kendilerine ilim verilenler ise şöyle derler: “Şüphesiz bugün rezillik, aşağılık ve kötülük kafirlerin üzerinedir.”
Nahl Sûresinin 77 . Ayetinde Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir. Kıyamet’in kopması bir göz kırpması gibi veya daha az bir zamandır. Şüphesiz Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Nahl Sûresinin 84 . Ayetinde Kıyamet günü her ümmetten bir şahit göndereceğiz; sonra inkar edenlere ne (özür dilemeleri için) izin verilecek, ne de Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilecek.
İsrâ Sûresinin 13 . Ayetinde Her insanın amelini boynuna yükledik.2 Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız.
İsrâ Sûresinin 58 . Ayetinde Ne kadar memleket varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helak edeceğiz, ya da şiddetli bir azapla cezalandıracağız. İşte bu, Kitap’ta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış bulunuyor.11
Tâ-Hâ Sûresinin 105 . Ayetinde (Ey Muhammed!) Sana dağların (kıyamet günündeki) halini soruyorlar. De ki: “Rabbim onları toz edip savuracak.”
Tâ-Hâ Sûresinin 124 . Ayetinde “Her kim de benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.”
Enbiyâ Sûresinin 47 . Ayetinde Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.
Enbiyâ Sûresinin 49 . Ayetinde Onlar, görmedikleri halde Rablerinden içten içe korkarlar. Onlar kıyamet gününden de korkarlar.
Enbiyâ Sûresinin 97 . Ayetinde Gerçek vaad (kıyametin kopması) yaklaşır, bir de bakarsın inkâr edenlerin gözleri açılıp donakalmıştır. “Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz” derler.
Nâzi’ât Sûresinin 34,35 . Ayetinde En büyük felaket (kıyamet) geldiği zaman, o gün insan yaptıklarını hatırlar.
Nâzi’ât Sûresinin 42 . Ayetinde Sana, kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar.
Nâzi’ât Sûresinin 46 . Ayetinde Kıyameti gördükleri gün onlar, sanki dünyada ancak bir akşam, yahut bir kuşluk vakti kadar kalmış gibidirler.
Elhamdü lillahi rabbil alemin.
Vel akibetü lil müttakin.
Vela udvane illa alez zalimin.
Vessalatu vesselamu ala resülina muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmein.
Ey istediğini istediğine istediği anda veren ve istediği anda alma kutretine sahip olan yüce ALLAH’ım,
Ey dualara icabet eden, bize şahdamarımızdan daha yakın olan, esirgeyen, bağışlayan, lütfeden ALLAH’ım.
Ey yerleri ve gökleri yaratan, gizli ve açık her şeyi hakkıyla bilen, mülkün ve saltanatın ve bütün varlıkların sahibi, gözden uzak gönle yakın, her şeye kadir olan yüce ALLAH’ım.
Ey hesap gününün sahibi, rahmeti gazabından çok, insan ve cinleri ancak ibadet etsin diye yaratan, ilk emri ( oku ) olan, alemlerin RABBİ ALLAH’ım.
y yalnızların en yakını, tek başına kalanların dostu, çaresizlerin yardımcısı, fakirlerin sonsuz serveti, zayıfların kuvveti, gariplerin şikayet merci’i olan yüce RABBİMİZ.
Ey geceyi gündüze, gündüzü geceye katan, azameti ve yüceliği olan, ihsanı bol, rahmeti bol olan RABBİMİZ.
Bütün hamd ü senalar sanadır. Övgü ve şükürler sanadır,dua ve niyazlar, yalvarış ve yakarışlar, dile getirdiğimiz getiremediğimiz her türlü eşsiz hamd ve sena ancak sana mahsustur ALLAH’ım.
Biz ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz, ancak senin için namaz kılar ve ancak sana secde ederiz, yalnız sana yalvarır, ancak sana koşar ve sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız.
Böylece biz, huzuruna geldik, boynumuzu büktük, ellerimizi sana açtık : -
Ey kerim ve rahim olan RABBİMİZ, kendimizi senin uçsuz bucaksız inayetine, yardımına, lutfuna, rahmetine, keremine bıraktık. Senden yardım bekliyoruz.
Belki layik değiliz, belki yüzümüz yok, belki hakkımız değil, ancak biliyor ve ikrar ediyoruz ki : - senden başka gidecek yolumuz yok, senden başka tutunacak ipimiz yok, senden başka sığınacak kapımız yok, senden başka kimsemiz yok. Biz seni istiyoruz, maksudumuz sensin, bütün istediğimiz senin bizden razı olmandır, bize yar ve yardımcı olmandır.
Ey ( ol ) emriyle bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen sayısız alemleri yaratan ve
( yok ol ) emriyle de her şeyi bir anda yok etme gücüne sahip olan, rahman ve gufran olan, gerçek olarak biliriz ve bildiririz ki, senden başka ilah yoktur.
Ey yüceler yücesi, var ve bir olan ALLAH’ım : -
‘’Bana dua edin, duanızı kabul edeyim’’ buyurdun.
‘’Duanız olmasa neyinize kıymet edeyim’’ buyurdun.
Bizim şu acizane, halisane, salihane, duamıza icabet eyle,
Bize zatına kul ve kurban olanlardan eyle,
En güzel isimlerinle bize tecelli eyle.
Bizi, hakk’ı bilenlerden, hakk’a tabi olanlardan ve hakk’ı yaşayanlardan eyle.
Bizi, batılı batıl bilip, batıldan kaçanlardan eyle.
Bizi, rızanı kazananlardan, rahmet’i rahman’a kavuşanlardan eyle.
Bizi, zikrinle dolup taşanlardan, senin yolunda ölenlerden eyle.
Bizi, cennetine girenlerden, cehenneminden azad olanlardan eyle.
Yalvarıyoruz, bizi, cemalini, rü’yetini görenlerden eyle YA RABBİ.
ALLAHIM : -
Sevgili Peygamberimize salat-ü selam, vesile, üstünlük ve yüksek dereceler ikram eyle.
O’nu vaat ettiğin makam-ı mahmud’a nail eyle.
Şüphesiz sen vaadinden dönmesin.
Ehl’i beytini, ashabını ve O’nun izinde yürüyenleri her türlü ihtirama ve muhabbete nail eyle.
Bizi, iki cihan güneşinin sünneti seni yelerini yaşayanlardan eyle.
Livaü’l hamd sancağı altında toplananlardan, O’na komşu olanlardan eyle.
O’nu derdimizin dermanı, karanlık gecemizin meş’alesi eyle.
Gözümüzün nuru, gönlümüzün süruru eyle.
Bizi, O’nun yolunda şaşırmadan yürüyenlerden eyle.
Fahri kainat mefhari mevcudat olan peygamberimizin şefa’atine bizi de nail eyle.
Bizi, O’na yakın eyle, bizi O’na muhtaç eyle.
Bizi, O’na ümmet olma şeref ve şuurunu taşıyanlardan eyle YA RABBİ.
ALLAHIM : -
Sen affedicisin, affı seversin, bizi ve bütün inanları affeyle.
Hatayla işlemiş olduğumuz bütün günahları affeyle.
Bize rahmetinle, şerefinle, bereketinle muamele eyle.
Bize kereminle, ihsanınla, fazlınla ikram eyle.
Bizi bağışlayarak bize merhamet eyle.
Bize nasuh bir tevbe ve hidayet ihsan eyle.
Tevbemizi kabul edip bizi mağfiret eyle.
ALLAHIM : -
Kuranı kerim hürmetine, O’nun bereketiyle bizi affeyle.
Bizi, kuranı kerimi okuyanlardan, anlayanlardan, yaşayanlardan eyle.
Kuranı kerimi dünyada arkadaş, kabirde yoldaş, nuruyla ahiret şefaatci eyle.
Bize, kuranı kerimin saadetini, selametini nail eyle.
Bizi, kuranı kerimin kerametiyle mükerrem eyle YA RABBİ.
ALLAHIM : -
Okuduğumuz kuranı kerimi ve hatmi şerifi izzetinde kabul eyle.
Hasıl olan sevabı, öncelikle sevgili peygamberimizin ruhu şerifine ikram eyle.
Bütün peygamberlerin ve onları yoldaş edinenlerin pak ruhlarına ikram eyle.
İsimleri unutulmuş, nesilleri kesilmiş, gariplerin, acizlerin, mazlumin, masumin ruhlarınada hediye eyledik vasıl eyle YA RABBİ.
Topraklar altında hak ile yeksan olmuş, dünyada kimi kimsesi kalmamışların ruhlarını da hissedar eyle.
Dualar bekleyen kaffe i ehli imanın ruhlarını da haberdar eyle.
Bu duayı ukuyan kardeşlerimizin, mevtalarını da hissedar eyle.
Ruhlarını şad eyle.
Makamlarını cennet eyle.
Derecelerini ali eyle.
Kabirlerini cennet bahçesinden bir bahçe eyle.
Seyyi’atlarını hasenatla tebdil eyle.
Dünyada kalanlara yardım ve hidayet eyle.
Sabrı cemiller lutfeyle.
Onlara ve bize, hepimize bol bol rahmet eyle YA RABBİ.
ALLAHIM : -
Bizi, son nefesimizde, iman ile, İslam ile, kur’an ile, göçenlerden eyle.
Kelime’i şehadet, kelime’i tevhid’i söyleyerek ruhlarını teslim edenlerden eyle.
( EŞHEDÜ ENLA İLAHE İLLALLAH VE EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN RESULULLAH ).
Dar’ı bekaya aşk ile, vecd ile, heyecan ile, neş’e ile gidenlerden eyle.
Bizi, ve sevdiklerimize güzel ölümler lutfeyle.
Bizi, ölmeden önce ölenlerden eyle YA RABBİ.
ALLAHIM : -
Hayatta iken yaptığımız bütün ibadat ü taatlerimizi, ihsan ile makbul eyle.
Hoşnutluğunu kazandıracak, kusursuz kullukta bulunma imkanlarını lutf eyle.
Bizi, rızanı kazanmak için acele edenlerden, amel’i Salih işleyenlerden eyle.
Hakiki iman edenlerden, yoluna yönelenlerden, emrine kulak verenlerden eyle.
Birbirine karşı hakkı ve sabrı tavsiye edenlerden, zikredenlerden, şükredenlerden eyle.
İyilik ve güzellikten yana olan, hayır ve hizmetten geri durmayanlardan eyle.
Bahtiyar kullarının amellerini işleyenlerden, maksuduna muradına erenlerden eyle.
Böylece bizi, razı olduğun sevgili ve seçkin kullarından eyle YA RABBİ.
ALLAHIM : -
Bizi, nefsimizin çılgın istek ve arzularından muhafaza eyle.
Bizi, iyilik yaptığında sevinen, kötülük işlediğinde pişman olup af dileyenlerden eyle.
Bizi, nimetlerin karşısında nankörlük edenlerden değil, bol bol hamd edenlerden eyle.
Bizi, hidayete erenlerden, muttaki, muvahhid, mücahüd olan güzel kullarından eyle.
Bizi, cihad edenlerden, şehit olanlardan eyle.
Bizi, huzurundan boş çevirme, lutfunu nail eyle YA RABBİ.
ALLAHIM : -
Bize, küfre açık kapı bırakmayan bir iman nasip eyle.
Bize, hayırlı ve huzurlu ömürler ihsan eyle.
Umduklarımıza nail eyle, korktuklarımızdan emien eyle.
Ayıplarımızı ört, kalplerimizi pak eyle.
Hayırları feht eyle, şerleri def eyle, sunumuzu hayır eyle.
Kulluk edenlerden, affına erenlerden eyle.
Doğruyu söyleyenlerden, yanlışa düşmeyenlerden eyle.
Hakikatten şaşmayanlardan, doğru yolu bulanlardan eyle.
Sevdiklerini sevenlerden, sevmediklerini görmeyenlerden eyle.
Erdirdiğin kullarınla dolup taşanlardan eyle.
Feleha, kurtuluşa kavuşanlardan, aşkınla yanıp tutuşanlardan eyle.
Senin var ve bir olduğunu bilenlerden, şirke düşmeyenlerden eyle.
Cehennemden azad olup, cennetine dahil olan, mukafata erenlerden eyle.
Bizi, cemalini görenlerden eyle YA RABBİ.
ALLAHIM : -
Hastalarımıza şifalar lütfeyle, dertlerimize devalar bahieyle.
Borçlarımıza edalar ihsan eyle, bize bol ve geniş rızıklar lütfeyle.
Helal ve bereketli kazançlar bahşeyle.
Mutlu ve umutlu yarınlar ihsan eyle.
Ya RABBİ, muradı olan kardeşlerimizin muradlarını lütfeyle.
Borcu olan kardeşlerimize ödeme imkanlarını müyesser eyle.
Hepimize iyilikler, güzellikler ve hayırlar ihsan eyle.
Din ve dünya işlerimizi islah eyle,
Biz bilmeyiz istemesini, sen verirsin en iyisini, hakkımızda hayırlısını ihsan eyle YA RABBİ.
ALLAHIM : -
Bizi, Kevser havuzundan hiç susamayacak şekilde bir yudum dahi olsa içenlerden eyle.
Amel defterini sol ve arka tarafından değil sağından alanlardan eyle YA MUİD
Sırat köprüsünü kolayca geçenlerden eyle YA RABBİ.
Bazı yüzlerin siyahlanıp bazılarının da beyazlanacağı o günde yüzümüzü ak eyle YA RABBİ.
Kıyamette o dehşet günde, yüzlerimizi nurunla nurlu eyle ya RABBİ.
Kulaklarımızı kötü sözlerden, boyunlarımızı cehennem azabından muhafaza eyle YA HAMİD
Gözlerimizi haramdan, dillerimizi yalandan, kalbimizi nifaktan muhafaza eyle YA MUHSI
İşlerimizi zorluktan, amellerimizi gösterişten, bizi kinden, nefretten, hasetten muhafaza eyle.
Riyalıktan, kibirden, öfkeden,şehvetten,ve şeytanın tuzaklarından muhafaza eyle YA MANİU
Bizi, şöhretten, kaypaklıktan, heva ü hevese kapılmaktan muhafaza eyle YA GANİYYU.
Bizi dünyada rezil olmaktan, ahiret’te de azabından muhafaza eyle YA RABBİ.
ALLAHIM : -
Bizi, helal lokma yiyenlerden, helal rızık peşinde koşanlardan eyle YA RAZZAK.
Ayaklarını harama götürmeyenlerden, nefsinle haramdan uzak duranlardan eyle YA MANİU.
Boğazından haram lokma geçirmeyenlerden, elini haramdan sakınanlardan eyle YA RAŞİD.
Azalarını haramdan uzak tutup, bedenlerimizi bir nur eyle YA NUR.
Ayaklarımızı ve kalplerimizi sıratılmüstakim üzerine sabit ve muhafaza eyle YA HABİR.
ALLAHIM : -
Ahlakımıza güzellik, ilmimize ziyadelik, rızkımıza genişlik ihsan eyle YA FETTAH.
Vücutlarımıza sıhhat, kazançlarımıza bareket, anlayışımıza feraset lütf eyle YA RAZZAK.
Bizi, bedbahtlıktan sapkınlıktan ve sapık davranışlardan muhafaza eyle HAKİM.
Bizi, doğru yolda bulunanlardan eyle, işlerimizi kabul gören işlerden eyle YA ADLU.
İşlerinde edepli ve nazik olanlardan, emrine uyanlardan eyle MÜHEYMİN.
Bize, razı olacağın iyi işler yapmamızı nasip eyle YA AZIM.
Fayda sağlamayan boş işlerden de uzak eyle YA VASİU.
Bize, dünyada ve ahirette güzel hayatlar nail eyle YA RABBİ.
ALLAHIM : -
Bize, ana ve babalarımıza, ve affına muhtaç tüm Müslümanlara merhamet eyle YA AFUV.
Yaptığımız hayırlı işleri huzurunda makbul eyle YA ALİM.
Kardeşlerimizi, çocuklarımızı, komşularımızı, dost ve sevenlerimizi iyilerden eyle VEHHAB.
Bize, dinine, vatanına, milletine hizmet eden Salih evlatlar ihsan eyle YA HALIK.
Bizi, dinimizi, tüm ehli islamı daima aziz ve muzaffer eyle YA AZİZ.
Vatanımızı, milletimizi her türlü düşmanlardan, oyunlardan emin eyle YA LATİF.
Bizleri, bütün felaketlerden, müsibetlerden, belalardan muhafaza eyle YA HAFIZ.
Şüphesiz bize yardım elini uzatacak senden başka kimse yok,bize merhamet eyle YA RAHİM
ALLAHIM : -
Dünyanın dört bir yanında senin rızan için çalışanları başarılı eyle YA VEKİL..
Yolunda ter döken, kan döken ve cihad edenleri galip ve muzaffer eyle YA METİN.
Onurlu ve hak davalarında onları üstün eyle YA AZİZ.
Manevi ordularınla onları destekleyip mensur ve muzaffer eyle YA HALİM.
Görünür görünmez belalardan, akla hayale gelmeyen tuzaklardan emin eyle YA RAKİB.
Bizim, güçümüz yetmez takatimiz yetişmez engenlerden muhafaza eyle YA KAVİY.
Sen bizim mevlamızsın, kafirlere karşı bize yardım eyle YA SELAM.
İnanmayanlara karşı bize, güç ve kuvvet ihsan eyle YA VELİYY.
ALLAHIM :-
Ülkemize dirlik, milletimize birlik ve beraberlik ihsan eyle YA MACİD.
Cennet vatanımızı mamur ve müreffeh eyle YA GANİYYU.
Şehitlerimize ve gazilerimize yüksek dereceler lutfeyle YA VALİ.
Lutfunla, onları ve bizi rızana nail eyle YA TEVVAB.
ALLAHIM : -
Bizi, peygamberimizin ( S:A ) dualarına, senden istediklerine nail eyle YA ŞEHİD.
O nun ( s.a ) sünnetini yaşamayı, iyilik ve takva sahibi olmayı nasip eyle YA HAKKU.
Bizi, namazını daima ve dosdoğru kılanlardan eyle YA VEDÜD.
Bela ve musibetlere sabredenlerden, takdirine razı olanlardan eyle YA SAMED.
Bize, ölüm anında rahatlık, ölümden sonra mağfiret ve rahmet eyle YA MÜMİT.
Hesap gününde af, cennette yüksek dereceler ihsan eyle YA GAFFAR.
Bizi sevgili peygamberimizin şefaatiyle kurtuluşa erenlerden eyle YA MÜ’MİN.
ALLAHIM : -
Rahmetinle duamıza icabet eyle YA MÜCİB.
Duamızı, ağzı dualıların, gözü yaşlıların, bağrı yanıkların dualarından eyle YA KERİM.
YA RABBİ, duamızı fazlınla, ikramınla kabul eyle
Sen her şeye kadirsin ALLAHIM.
EL FATİHA
KULLARI KÜÇÜK GÖREN, ONLARLA ALAY EDEN
KİMSE RABBİNİ TANIMAYAN KİMSEDİR.
YARADANI SEVEN, O’NUN SALTANATINDAN OLUŞMUŞ
OLAN YARATIKLARINI DA SEVER.
Hz.Aişe
KİME İLMİ FAYDA VERMİYORSA,
CEHALETİ ONU YER BİTİRİR. KUR’AN’I
EMİRLERİ NEDİR, BANA NEYİ YASAKLAR?
DİYE OKU! OKUMAN SENİ YASAKLARDAN
VAZGEÇİRMİYORSA, SEN OKUMUŞ
SAYILMAZSIN.
(Mekhul eş-Şami
ÖYLE BİR GÜNDEN SAKININ Kİ,
O GÜN ALLAH’A DÖNDÜRÜLECEKSİNİZ
SONRA HERKESE KAZANDIĞININ KARŞILIĞI
TASTAMAM VERİLECEK VE ONLARA HİÇ
HAKSIZLIK EDİLMEYECEKTİR
ÖYLE BİR GÜNDEN SAKININ Kİ,
O GÜN ALLAH’A DÖNDÜRÜLECEKSİNİZ
SONRA HERKESE KAZANDIĞININ KARŞILIĞI
TASTAMAM VERİLECEK VE ONLARA HİÇ
HAKSIZLIK EDİLMEYECEKTİR
SENİ DÜŞÜNÜP GÖZLERİ AYDINLANMAYAN KÖRDÜR.
SENİN VERDİĞİN SEVİNÇLE SEVİNMEYEN, GERÇEK
HUZURU BULAMAZ. SENİN YÜCELİĞİNE YEMİN EDERİM
Kİ SENİ SEVİYORUM EY RAB! BİLİYORSUN....
(Habib el-Farisi)
NEFSİM!!!
Yıllardır beni uyuttun. Hep yarına bıraka bıraka koca bir ömür heder
oldu. Gecelerim teheccütsüz, heyecansız, gündüzlerim semeresiz başarısız geçti. Acaba yarın yarın diye uyuttuğun yarınlarımı, meçhul bir yarında nasıl doldurabileceksin...
Ne zaman beni çevreleyen basitliklerle bağımlılıklara, civciv misali küçük bir darbe vurup hür dünyaya açılmak istesem, granitten dağlar gibi karşıma dikildin. Olmadık desiselerle beni kandırdın. Bitmeyen isteklerle beni aldattın. Yıllardır taam (yemek), kelam (konuşma) menam (uyku) hapisanesinde, inim inim inlettin, ızdıraplarımı, bana ney gibi dinlettin. İrademi, rehavet, meskenet zincirleriyle sımsıkı sardın. Bana sunulan saat altınlarını değerlendiremedin. Hepsini badi heva zayı ettin. Kimbilir, içinde ne hediyeler saklayan günlerin ve ayların zarfını açamama bile müsaade etmedin. Hepsi boşa gitti. İçlerinde neler sakladığını anlayamadan.
Söyler misin; ALLAH aşkına, senin yaşayan bir cenazeden ne farkın var?
İnsan süresini ağlaya ağlaya okudun. Ama o muhteşem sarayın kapılarını bir türlü aralayamadın. Kendini, kendi çevreni tanıdığın kadar tanıyamadın. Kendi içinde kendine yabancı kaldın. Kendi kendine hapisane yaptın.
Fetih süresini okudun, bırak dışarıyı, içinde bir tek fetih bile yapamadın. Konuşma, yemek, uyku esaretinden kurtulamadın. İradeni feth edemedin. Namazla cenneti takas etmeyi çalıştın, ayetleri bir teyp gibi ezberledin ama uyguladıkların hep adetlerin oldu.
Peygamberimizin saçlarını ağartan Hud süresiyle karanlık gecelerin bir türlü aydınlatamadın. Gayreti hep birilerinden bekledin. Senin de birileri olduğunu hep unuttun.
Bir fikir uğruna hayatı hakir gören peygamberlerin hayatını, uzun kış gecelerinde kıssa niyetiyle okudun. Fakat hayatındaki kışları, bir türlü baharlara çeviremedin. Çünkü onları anlayamadın.

|
ölüm
|
|
|
|
Her oyunun kendine göre bir kuralı vardır. O kurallara uyularak o oyun oynanır. Eğer siz bu oyunu kurallarıyla değil de; ben dilediğim gibi oynayayım derseniz, size o sahada yer yoktur.
Tavla oynuyorsanız pulları gelen zarların rakamına göre ilerletmek mecburiyetindesiniz. Futbolda iseniz topu elinize alamazsınız. Basket oynuyorsanız topu ayağınızla yürütemezsiniz. Bunlar oyunun kuralıdır. Eğer bu kuralları kabul etmiyorsanız; o zaman zaten siz sahaya da çıkamazsınız. Çünkü o sahaya çıkıp oynamak o kuralları kabul etmenin neticesidir.
Din olayını kabul edebilirsiniz veya etmeyebilirsiniz. Ama ben dini kabul ediyorum dediğiniz zaman, Peygamberin getirdiği kuralları kabul ediyorum demektir bu.
O zaman sizin düşünce yapınızı, Peygamberin getirdiği kurallarla bağdaştırmak mecburiyetindesiniz. Eğer düşündüğünüz birtakım şeyler, Peygamberin getirdiklerine uymuyorsa, düşünmekte özgürsünüz ama Peygambere inandığınızı ve ona tabii olduğunuzu söylemeye hakkınız yoktur.
Mutlaka bir cenazeye gitmişsinizdir. Ve o cenazede tabut ve tabutun üstünde bir yeşil örtü görmüşsünüzdür. O yeşil örtünün üzerinde sırma ile yazılı bir ayet vardır. O ayette şöyle der;"Her nefis ölümü tadacaktır". İnceliğe dikkat edelim.
Kuran kesinlikle "öleceksiniz" demez, ölümü "tadacaksınız" der. Tadacaksınız. İnsan ölmez ölümü tadar.
Kuranın hükmüne göre, Peygamberin bildirisine göre, Peygamber de ölüm olayını şöyle anlatır; kişi ölümü tattığı anda ölmüş olduğunu fark etmez. Kişi kendi bedenini yıkayanı ve çevresindekileri görür, bilir, tanır. Kendi cenaze namazını kılanları, tabutun içinde ve üstü örtülü olmasına rağmen görür, bilir ve tanır.
Mezardan uzaklaşanların ayak seslerini işitir. Sonra kabrin içindeyken iki melek gelir. Münkir, Nekir adlarıyla, maruf. Ve ona bazı sualler sorar. O suallerinde cevabını verir. Niye?
Ölümü tatma anındaki olayların bazı ana noktalarını vurgular. Öyleyse ölüm denen olayın ne olduğunu bir an için hatırlayalım. Şöyle anlatayım size ölümü;
Bir yerde bir koltukta oturuyorsunuz, çevrenizde de insanlar var. O anda elinizi kaldırmak istiyorsunuz, kaldıramıyorsunuz. Bir şey söylemek istiyorsunuz sesiniz çıkmıyor, bir anda paniğe düşüyorsunuz. Felç mi oldum diyorsunuz? Sizde felç oldum düşüncesi, duygusu hâkim oluyor o anda. Hâlbuki sizin durumunuzdan şüpheleniyorlar, dışardan bakıyorlar hareket yok, gelip dokunuyorlar yığılıp kalıyorsunuz.
Aaa! Öldü! Diyorlar. Siz onların öldü deyişinden öldüğünüzü anlıyorsunuz. Felç geçirmediğinizi anlıyorsunuz. Dikkat edin. Aklınız, şuurunuz, idrakiniz, bütün duyularınız yerinde, dışarıda olup bitenleri görüyorsunuz. Fakat beden bir anda yığılıp kalmış.
Deyin ki siz buna kalp krizi. İşte o anda çevrenizdekiler bağırıp, çağırmaya, haykırmaya başlıyor. Ağlıyorlar, vaveylalar kopuyor. Siz " Ölmedim, yaşıyorum!" demek istiyorsunuz, sesiniz çıkmıyor. Çünkü beyin durmuş, sinir sistemi felç olmuş, hiçbir hareket yok bedende. Ve onların bu haykırışları, bağırışları sizi daha büyük bir sıkıntıya, azaba, paniğe sokuyor.
Peygamberin sözünü hatırlayalım;"Ölülerinizin yanında haykırıp, bağırıp, çağırmayın onlara eziyet edersiniz" Çünkü; o zaten ölü değil!!! Yaşıyor! Yaşıyor, fakat beden durmuş, bitmiş. Bedenden dışarı iletişim sağlanamıyor.
Derken alıyorlar bedeni koltuğun üstüne uzatıyorlar, törelerine göre getirip üstüne bir bıçak, bir çatal bir şeyler koyuyorlar. Siz orda çevrenizde ağlaşanları seyredip duruyorsunuz.
Sonra alıyorlar sizi, götürüyorlar bir hamama sıcak bir yere, üstünüze suları döküyorlar, sizi evirip çeviriyorlar, siz ne kadar uğraşırsanız uğraşın, dışarıyla iletişim kurmaya "Ben yaşıyorum!" demeye diyemiyorsunuz.
Ama sizi yıkayanları görüyorsunuz, biliyorsunuz, tanıyorsunuz. Tanıyorsunuz ama maddi dünyasıyla bağınız kopmuş. Param diyorsunuz, işim diyorsunuz, koltuğum diyorsunuz, anam, karım, çocuğum diyorsunuz hiç! Bunların hiç biri size ulaşamıyor. Ve bunlara dokunamıyorsunuz.
Daha sonra sizi alıyorlar beyaz bir kefene sarıyorlar, tahta bir sandığın içine koyuyorlar, üstünüzü kapatıyorlar ama sizin görüşünüze mani olmuyor o tahta, o örtü... Dışarıda olanları seyrediyorsunuz. Gözleri yaşlı, hüzünlü insanlar...
Sonra götürüyorlar bir musalla taşına koyuyorlar. Hüzünlü an, çevrenizde ağlıyorlar, haykırıyorlar. Gözü yaşlı karınız, kocanız, çocuğunuz, ananız, babanız, arkadaşlarınız, sevdikleriniz... Ve siz bunları da seyrediyorsunuz...
Sonra sizi alıyorlar bir mezarın yanına getiriyorlar. Koyuyorlar toprağın üzerine, mezar kazılıyor çevrenizde hüzünlü insanlar... İşte o anda hayatınızın en büyük paniği başlıyor. Yaşamınızın en büyük paniğini o anda yaşıyorsunuz.
Çünkü aklınız, şuurunuz, idrakiniz, bütün duygularınız sizinle beraber, yani siz o anda yaşıyorsunuz, fakat bedeni içinde bir örtüde ve o mezarın içine konacağınızı, üstünüze toprağın atılacağını ve orada hapis kalacağınızı, görüp hissediyorsunuz. Hz.
Ömer(r.a) soruyor;
- Ya Resulallah! Ben mezara konduğum zaman şu andaki aklım, idrakim, duygularım, şuurum, aynen muhafaza olacak mı?
-Evet, Ya Ömer! Aynen şu andaki aklın, idrakin, duygularınla var olacaksın. Evet. Kişi o mezara gömülme anında hayatının en büyük paniğini yaşıyor. Diri diri toprağa gömülmek...
Ve sizi en sevdiklerinizin elleriyle toprağa alıp o mezarın içine koyuyorlar, üstünüze toprağı atmaya başlıyorlar. Tahtalar konuluyor veya beton taşlar konuluyor, dışarıyla ilginiz kesiliyor. Ama dışarıdaki sesleri duyuyorsunuz, toprağın içinde canlı canlı hapis kaldığınızı hissediyorsunuz.
Evet, bedende bir olay yok o ana kadar ama siz o toprağın içinde canlı canlı hapissiniz. Bağırmak, haykırmak istiyorsunuz; Beni buraya bırakmayın! Beni buraya koymayın! Ben yaşıyorum! Canlıyım! diriyim! Ben de sizin kadar şuurluyum! AMA İLETİŞİM YOK!
Bunlara ulaşamıyorsunuz ve sizi oraya bırakıyorlar, üstünüze toprağı kapatıyorlar, ışık kayboluyor, kapkaranlık bir mezarın içinde tek başınasınız...
Peygamberimiz(s.a.s) şöyle diyor:
" Kişi kabre konduğu zaman o panik içinde öyle bir haykırışla haykırır ki; feryadı arşa kadar yükselir. Fakat ne yazık ki insan kulağı o haykırışı işitemez."
İşte o panik anında düşünüyorsunuz ki, size dünyada iken söylenen; ölmek yok!, hayat devam ediyor!, öbür hayata kendini hazırlamazsan pişman olursun! ikazları gelmişti, ulaşmıştı fakat bunları kaa'le almamıştın. Artık mezardan geri dönüş yok. Bitiyor, herşey son buluyor.
Ve orada gerçekten iki melek geliyor, size bazı sualler soruyor. Siz o panik halinizle ne derece cevap verebiliyorsunuz, size ait olan bir olay...
Sonra aradan zaman geçiyor, mezarın içinde yılan, çıyan, köstebek, fare kenarlardan çıkıyor geliyor sizin kaşınızı, gözünüzü, yanağınızı, ağzınızı, burnunuzu, karnınızı, bağırsaklarınızı yemeye başlıyor. Ve siz mezarda kendi yenişinizi, bu ******lar tarafından parçalanışınızı seyrediyorsunuz, hissediyorsunuz.
Evet, fiziki bedeninize olan fiziksel bir azap size ulaşmıyor ama kendinizi kâbus görür şekilde düşünün, rüyada, yatakta...
Rüyanızda size gelen baskıları, birtakım ******ların size verdiği zararı, veya bir uçurumdan düşüşünüzü, bir bıçağın sizi kesişini, boğulmanızı, göğsünüze birinin oturup boğazınızı sıkmasını düşünün... O anda fiziksel bir olay yok ama, sizin yaşadığınız kabus... İşte mezarda öyle bir kâbusun içine düşüyorsunuz ki, uyanma, geri dönme yolu yok. Ve böylesine başlayan bir ÖLÜM ÖTESİ YAŞAM
Yani siz ölümün ne olduğunu tadıyorsunuz. Tadış sizde bir şey değiştirmiyor. Herhangi bir şeyi tattığınız zaman nasıl şuurunuzda, idrakinizde bir değişme olmuyorsa, sadece o şeyin ne olduğunu anlıyorsanız, "ölümü tatmak" demek bu bedene kumanda edemez hale gelmeniz demek. Bu bedene kumanda edemez hale geliyorsunuz, işte bu "ölümü tatmak" denen olay. Ama yaşamınız devam ede gidiyor o kabirde...
Size sorsam, bir aynaya baktığınız zaman ne görüyorsunuz? Desem, hemen vereceğiniz cevap şu olur. Aynaya baktığım zaman kendimi görürüm. İşte "aynaya baktığım zaman kendimi görürüm" cevabınız Peygamberi, Kuran'ı ve ölüm ötesi yaşamı inkârdan başka bir şey değildir!
Eğer gördüğünüz aynada, sizin ben dediğiniz, kendim dediğiniz yapı ise bu beden belli bir seneler sonra toprak altında çürüyüp yok olacak ve bu hesaba göre sizinde yok olmanız gerekecektir. Ama siz toprak altında Peygamberin bildirdiği bir şekilde yaşayacaksınız. Bu beden çürüyüp yok olmasına rağmen demek ki aynada ben dediğiniz, kendim dediğiniz şeyi görmüyorsunuz. Siz bir beden görüyorsunuz.
Sokakta bir araba görüyorsunuz, yaklaşıyorsunuz cama tıklıyorsunuz, cam açılıyor içerde bir adam, direksiyona yapışmış "Kimsin sen?" diyorsun. "Ben 1956 modeli Chevrolet'im "diyor. Adama bakarsınız gülersiniz,kafayı üşütmüş zavallı dersiniz. "Sen Chevrolet değilsin kardeşim, sen insansın, arabanın direksiyonunda oturuyorsun, bir süre sonra da direksiyondan kalkıp arabadan çıkarsın! " dersiniz. Adam size "Hayır öyle şey yok, herkes bana böyle dedi, herkes de bana böyle diyor, ben otomobilim" cevabını veriyorsa artık siz ona daha fazla bir şey söylemezsiniz. "Zavallı, Allah selamet versin" der geçersiniz.
İşte bugün birtakım insanlar, ben 56 doğumlu bilmem kimim, ben 48 doğumlu bilmem kimim, ben 38 doğumlu bilmem kimim diyorsa o 56 model Chevrolet'im diyen şoförden farkı yoktur.
Siz belli bir süre için bu bedenle birlikte varolan, fakat bir süre sonra bu bedeni terkedip, bedensiz olarak yaş***** devam edecek bir varlıksınız.
İşte din dediğimiz olgu burdan ileri geliyor, şu anda her ne kadar bu nedenle bu madde dünyasında yer alıyorsanız da, belli bir süre sonra , bu madde dünyasıyla tüm ilişkiniz kesilecek, paranız, koltuğunuz, karınız, kocanız,çoluğunuz-çocuğunuz,ananız, babanız v.s tümü geride kalacak, tek başınıza yepyeni bir hayata geçeceksiniz.
Eğer o hayatın şartlarına göre kendinizi hazırlayamadıysanız, hazırlama gereği duymadıysanız, siz ne olursa olsun o ortamda çok büyük bir sıkıntıya , azaba düşeceksiniz. Ergeç denize düşecek olan insan yüzme öğrenmek mecburiyetindedir. Yüzmeyi öğrenmediyse, o denizin içinde boğulur. Bunun başka yolu yoktur.
Ben dünyada böyle bir insandım, şöyle bir insandım, şunu yaptım, bunu yaptım. Sen dünyada nasıl bir insan olursan ol, eğer yüzmeyi öğrenmediysen, denize düşünce boğulursun.
Sen eğer gideceğin ölüm ötesi aleme gereken bir biçimde hazırlanmadıysan, o alemde yer alacak olan ruh bedenini gerektiği bir biçimde, gereken enerjiyle güçlenmediysen, ne olursan ol o alemin batağında B-O-Ğ-U-L-U-R-S-U-N....
E canım ben Peygambere inanıyorum, Allah'a inanıyorum ama gerektiği gibi hazırlanamıyorum. Aldatma kendini, mantığını çalıştır, beynini çalıştır gerçekçi düşün.
Senin halin o adama benziyor. Vapur yolculuğuna çıkmış, kaptanla da çok samimi, kaptanın sofrasında yemek yiyor, kaptanla da çok iyi anlaşıyor. Ama bir gün güvertede güneşlenirken, kaptandan şu seslenişi işitiyor;
"Gemi su alıyor, batmak üzere, herkes acele yüzme öğrensin, veya can simidi edinsin" Sen diyorsun ki;"Canım, ben burada keyfime bakayım, ben kaptanı *********, nasıl olsa kaptan beni kurtarır"
Gemide 1000 yolcu nerde sen nerde kaptan. Bir süre sonra gemi batıyor. Sen suların içinde gulu gulu yapıyorsun. Bu arada diyorsun ki;"Deniz, deniz! Beni boğma, ben kaptanı çok seviyordum, ben kaptana yanıyordum" Deniz sana lisanı halle der ki; burada kaptanı sevmen, kaptana yanman, sana fayda etmez. Ya can simidi edinseydin veya yüzme öğrenseydin. Sen istediğin kadar kaptana inanıyordum de, boğulursun.
Çünkü kaptanın senin inanmana ihtiyacı yok, yani Peygamberin senin ona inanmana ihtiyacı yok. Allahın da senin ona inanmana ihtiyacı yok.
Peygamber sana diyor ki;
"Eğer benim dediklerimi anlayıp idrak edemiyorsan, bana hiç olmazsa inan, ölüm ötesinde böyle bir yaşam var, o yaşamın şartlarına göre tedbir alarak kendini kurtar.
Sen diyorsun ki;"Ben sana inanıyorum" Sonra bildiğin gibi yaşıyorsun. Saçmalama. Peygambere inanmaktan gaye, Peygamberin dediğini anlayıp idrak etmek ve o bildirdiği tehlikeye karşı gereken tedbirleri almaktır. Sen ona gerektiği gibi kulak vermiyor, dediklerini anlamıyor, gereken tedbirleri almıyorsan, ne kadar" inanıyorum, onu çok *********" dersen de, o gittiğin ortamda içine düşeceğin azaptan kendini kurtaramazsın. Ona inanmaktan murat, onun önerdiği bir biçimde gereken tedbirleri almaktır. Peygamberin senin inanmana ihtiyacı yok ki...
Sen ya geleceği idrak edip, gereken tedbiri alarak kendini kurtaracaksın veyahut ta es geçeceksin. Gittiğin ortama gereken bir biçimde hazırlanmadığın içinde mahvolacaksın!
Diri diri kebire gömülüp, orada canlı canlı o azabı çekeceksin seneler ve seneler boyu. Bu daha işin başlangıcı, devamını söylemeyeceğim şu anda. Bir İsviçre'ye gitmeye kalkıyorsun, bir Amerika'ya gitmeye kalkıyorsun 6 ay evvelinden hazırlık yapıyorsun, oranın şartlarını öğreniyorsun, ne götüreyim, ne getireyim, yanıma ne alayım, orda ne kadar kalayım diye onu araştırıyorsun.
Ömür boyu, sonsuz yaşayacağın bir ortama gideceksin bir daha geri dönüş yok, oranın şartlarını araştırma gereği duymuyorsun. Ondan sonra akıllım diye geçiniyorsun. Bu mu aklın...
Hazırlanma kabul ama evvela oranın ne olduğunu öğren ondan sonra hazırlanma, bilmediğin bir şeye nasıl tedbir alırsın veya nasıl tedbir almama gereğini duyarsın. Senin garanti senedin mi var? Şu kadar sene yaşayacağına dair.
Bir damarındaki tıkanma, bir kalp krizi, bir beyin kanaması senin bir anda kaç yaşında olursan ol hayatının sonudur. O andan itibaren sana ne karın, ne paran, ne kocan, ne anan, ne baban, ne bir başkası fayda edecek. Peki, o ölüm denen olayla birlikte başlayacak olan ölüm ötesi yaşama hazırlanmadıysan seni kim kurtaracak, ne kurtaracak. Allah kerim canım, yukarıda ALLAH var canım nasıl olsa kurtarır. Bırak bu ağızları, iyice aklını başını topla ona göre hareket et. Yoksa vay haline. |
DUANIN KENDİSİ DUANIN SONUCUNDAN ÖNEMLİDİR...
rabbimiz musa aleyhisselama sormuştu: "elindeki nedir?" musa aleyhisselam ise,"bu asamdır" dedi, "ona dayanırım, onunla hayvanlarıma yaprak silkelerim..." pekala, musa aleyhisselam da, biliyordu ki Rabbi elindekinin ne olduğunu biliir. Üstelik asanın dayanmaya yaradığını, hayvanlara yaprak silkmekte kullanıldığını, her şeyi bilen Rabbe ayrıca söylemesi fazla gibi görünüyor... sizce de öyle değil mi? ama sorarım, siz de sevdiğinizin huzurunda olsanız, lafı uzatmak istemez misiniz? daha çok huzurda kalmak için yeni yeni konular bulmayı arzu etmez misiniz? konuştuğunuz konunun ne olduğu önemli değildir; önemli olan konuşmanızdır. çünkü konuşmak sizi huzurda tutacaktır... dua da böyledir işte, kulun Rabbiyle söyleşmesidir. ister ayakkabınızın kaybolan bağcığı gibi sıradan bir şey için, ister ebedi hayat gibi en başta gelen hacetimiz için dua etmek, Rabbin huzurunda kalma vesilesidir... mümin için duanın kabul olup olmasından daha önce, dua etmek gelir... çünkü dua, içeriği ne olursa olsun, sonucu nereye varırsa varsın, Sevgilinin huzurunda kalmaktır...
nereye varırsa varsın, Sevgilinin huzurunda kalmaktır...
ŞİMDİ HEP BERABER DUA EDELİM..
|