nurum's profileSEN BENİ KENDİNE DOST SE...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    June 27

    Ya Rasul!!

    Ya Rasul!!
    Senin gibi olmak zor geldi bize Ya Rasul!
    Senin gibi olmak zor geldi bize ya Rasul!
    Senin gibi anlamak, senin gibi ağlamak, senin gibi olmak zor geldi bize...

    Neler yapmadık ki,
    neleri atmadık ki hayatımızdan,
    düşünmeden, anlamadan geçen nice zamanlarımız oldu...

    Neler demedik düşünmeden...
    Hep biz olmalıydık, dedik
    Her şeyi ben bilir ben yaparım, dedik
    Herkes bana bakmalı, benimle ilgilenmeli, benim olduğum yerde başkası olmamalı, dedik...


    En yakışıklı erkek, en güzel kız ben olmalıydım nidaları hiç düşmedi dilimizden, bu uğurda neler yapmadık, kimleri harcamadık ki...


    Hep büyük olmak istedik,
    her zaman her yerde tek olmayı, ulaşılmaz olmayı istedik...

    Para dedik, parayı aradık ve onu bulduğumuz yerde herşeyi kaybettik...
    Neler yaptırmadı ki bize, kimleri sevdirmedi, kimlerden nefret ettirmedi,
    nice dostları kaybettik onu kazanmak için
    ve nice düşmanlar kazandık onu kaybetmemek için...


    Para dedik parayla yandık...
    Şöhret dedik şöhretle yandık...
    Hep ben dedik benlikle yandık...
    Ama ALLAH deyip ALLAH aşkıyla yanmak zor geldi bize...


    İnsanları küçük görmek en büyük zevkimiz oldu.
    Makamımız, mevkimiz enaniyetimizi körükledikçe bizden daha büyük kimse yok dedik.
    Her halimiz, her sözümüz benlik emarelerinden kurtulamıyordu...


    İsmimiz altın harflerle yazılmalıydı kitaplara...
    Resmimiz yapılmalı ve her yere asılmalıydı...
    Dillerden düşmemeli, akıllardan hiç çıkmamalıydık...


    Ve istediklerimiz oldu...
    İsmimiz altın harflere olmasa da altın yaldızlı harflerle yazıldı kitaplara...
    Resmimiz yapıldı ve resmimizin altına "işte o" yazıldı...
    Heykellerimiz dikildi köşe başlarına ve herkes hayran gözlerle izledi...

    Dillerden hiç düşmüyor, akıllardan hiç çıkmıyorduk.
    İşte artık her şeye sahiptik...

    Bütün bunları kazanırken birtek ve en önemli şeyi kaybettiğimizi hiç düşünemedik...
    dünya öylesine sarmıştı ki bizi,
    gözlerimiz öylesine perdelenmişti ki
    kazandıklarımız öylesine tatlıydı ki...
    en önemli kazancımızı
    dünya ve ahiret saadetimizin anahtarını
    gönlümüzün huzurunu
    gözümüzün nurunu kaybettiğimizi göremedik, anlayamadık, hissedemedik.

    Evet bunları kazanırken imanımız elden kaçıyordu.
    Artık ALLAH'ı unutuyor, O'nun emirlerine karşı lakaydlaşıyorduk.
    Bize sunulan nimetlere nankörlük
    ve
    emanetlere ihanet artık hayatımızın bir parçası haline gelmişti...
    Bilemedik, anlayamadık...
    Dönmek, doğruya yönelmek, hatalarımıza kalem çekmek zor geldi bize...


    Ama ne pahasına olursa olsun; dünyanın her türlü nimetinden mahrum kalmak,
    insanların alaylarına maruz kalmak,
    itilmek,
    kakılmak,
    küçük düşürülmek
    evet ne pahasına olursa olsun
    artık vazgeçiyorum dünyanın bütün nimetlerinden.
    Artık RABBİME yönelmenin, O'nu bulmanın, O'nu anlamanın
    O'nun aşkıyla yanmanın, O'nun varlığında yok olmanın zamanı gelmişti...


    Bütün insanlara,
    bütün sahte dostlarıma,
    bütün düşmanlarıma,
    bütün fantazilere,
    bütün günahlara,
    bütün dünyaya sesleniyorum...


    Ben Rabbimi buldum sizi kaybetsem ne olur...
    Ben Rabbimi sevdim sizi sevmesem ne olur...
    Ben Rabbime kul oldum size köle olmasam ne olur...
    Ben gerçeği buldum siz anlamasanız, dinlemeseniz ne olur...


    Artık bırakma vaktidir sizi,
    artık yönelme vaktidir Rabbime,

    artık secdeye varıp ağlama vaktidir bugün,
    artık Azraille olan buluşmaya en güzel bir şekilde hazırlanma vaktidir bugün,
    artık dünyadan göçüş müjdesi gelene kadar
    ALLAH'a kul olma
    ALLAH aşkıyla yanma
    ALLAH'ın varlığında yok olma vaktidir bugün.......!

    kıyametle ilgili ayetler

     
    Bakara(*) Sûresinin 85 . Ayetinde 
    Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu halde onları yurtlarından çıkaran, size esir olarak geldiklerinde ise, fidye verip kendilerini kurtaran kimselersiniz. Yoksa siz Kitab’ın (Tevrat’ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir. 
    Bakara(*) Sûresinin 174 . Ayetinde 
    Allah’ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyip onu az bir bedel ile değişenler (var ya); işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Kıyamet günü Allah onlarla ne konuşacak, ne de onları arıtacaktır. Onlar için elem dolu bir azap vardır.40 
     
    Bakara(*) Sûresinin 212 . Ayetinde 
    İnkar edenlere dünya hayatı süslü gösterildi. Onlar iman edenlerle alay etmektedirler. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise, kıyamet günü bunların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 
     
    Bakara(*) Sûresinin 254 . Ayetinde 
    Ey iman edenler! Hiçbir alış verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. İnkar edenler ise zalimlerin ta kendileridir. 

    Âl-i İmrân(*) Sûresinin 55 . Ayetinde 
    Hani Allah şöyle buyurmuştu: “Ey İsa! Şüphesiz, senin hayatına ben son vereceğim. Seni kendime yükselteceğim. Seni inkar edenlerden kurtararak temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar küfre sapanların üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.” 
     
     
    Âl-i İmrân(*) Sûresinin 77 . Ayetinde 
    Şüphesiz, Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. 

    Âl-i İmrân(*) Sûresinin 161 . Ayetinde 
    Hiçbir peygamberin emanete hıyanet etmesi düşünülemez. Kim hıyanet ederse, kıyamet günü, hıyanet ettiği şeyle birlikte gelir. Sonra da hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir. 

    Âl-i İmrân(*) Sûresinin 180 . Ayetinde 
    Allah’ın kendilerine lütfundan verdiği nimetlerde cimrilik edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır! O kendileri için bir şerdir. Cimrilik ettikleri şey kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. 

    Âl-i İmrân(*) Sûresinin 185 . Ayetinde 
    Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir. 
    Âl-i İmrân(*) Sûresinin 194 . Ayetinde 
    “Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize vadettiklerini ver bize. Kıyamet günü bizi rezil etme. Şüphesiz sen, vadinden dönmezsin.” 

    Nisâ(*) Sûresinin 42 . Ayetinde 
    O kıyamet günü, Allah’ı inkar edip Peygamber’e isyan edenler, yer yarılıp içine girmiş olmayı isterler ve Allah’tan hiçbir söz gizleyemezler. 

    Nisâ(*) Sûresinin 87 . Ayetinde 
    Allah kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır. Andolsun sizi kıyamet gününde mutlaka bir araya toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur. Kimdir sözü Allah’ınkinden daha doğru olan? 
    Nisâ(*) Sûresinin 109 . Ayetinde 
    İşte siz öyle kimselersiniz (ki, diyelim) dünya hayatında onları savundunuz. Ya kıyamet günü onları Allah’a karşı kim savunacak, yahut kim onlara vekil olacak? 

    Nisâ(*) Sûresinin 141 . Ayetinde 
    Onlar sizi gözetleyip duran kimselerdir. Eğer Allah tarafından size bir fetih (zafer) nasip olursa, “Biz sizinle beraber değil miydik?” derler. Şayet kâfirlerin (zaferden) bir payı olursa, “Size üstünlük sağlayıp sizi mü’minlerden korumadık mı?” derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmünü verecektir. Allah, mü’minlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir. 
     
    Nisâ(*) Sûresinin 159 . Ayetinde 
    Kitab ehlinden hiç kimse yoktur ki ölümünden önce, ona (İsa’ya) iman edecek olmasın. Kıyamet günü o (İsa) onların aleyhine şahit olacaktır.31 

    Mâide(*) Sûresinin 14 . Ayetinde 
    “Biz hıristiyanız” diyenlerden de sağlam söz almıştık. Ama onlar da akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kini salıverdik. Allah ne yapmakta olduklarını onlara bildirecek! 

    Mâide(*) Sûresinin 36 . Ayetinde 
    Şüphesiz yeryüzünde olanların hepsi ve yanında bir o kadarı daha kendilerinin (kafirlerin) olsa da onu kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verecek olsalar onlardan yine kabul edilmez. Onlara elem dolu bir azap vardır. 

    Mâide(*) Sûresinin 64 . Ayetinde 
    Bir de Yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar! Hayır, onun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, sana Rabbinden indirilen (Kur’an) onlardan birçoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır. Biz onların arasına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah bozguncuları sevmez
     
    En’âm Sûresinin 2 . Ayetinde 
    O öyle bir Rab’dır ki, sizi çamurdan yaratmış, sonra (her birinize) bir ecel tayin etmiştir. (Kıyametin kopması için) belirlenmiş bir ecel de onun katındadır. Siz ise hâlâ şüphe ediyorsunuz. 
    En’âm Sûresinin 12 . Ayetinde 
    De ki: “Şu göklerdekiler ve yerdekiler kimindir?” “Allah’ındır” de. O merhamet etmeyi kendine gerekli kıldı. Andolsun sizi mutlaka kıyamet gününe toplayacak. Bunda hiç şüphe yok. Kendilerini ziyana uğratanlar var ya, işte onlar inanmazlar. 

    En’âm Sûresinin 15 . Ayetinde 
    De ki: “Ben Rabbime isyan edersem gerçekten, büyük bir günün (kıyamet gününün) azabından korkarım.” 

    En’âm Sûresinin 31 . Ayetinde 
    Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır. Nihayet onlara ansızın o saat (kıyamet) gelip çatınca bütün günahlarını sırtlarına yüklenerek, “Hayatta yaptığımız kusurlardan ötürü vay halimize!” diyecekler. Dikkat edin, yüklendikleri günah yükü ne kötüdür! 
    En’âm Sûresinin 40 . Ayetinde 
    (Ey Muhammed!) De ki: “Söyleyin bakalım. Acaba size Allah’ın azabı gelse veya size kıyamet saati gelip çatsa (böyle bir durumda) siz Allah’tan başkasını mı çağırırsınız? Eğer (putların size yararı dokunduğu iddianızda) doğru söyleyenlerseniz (haydi onları yardıma çağırın). 

    A’râf Sûresinin 32 . Ayetinde 
    De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında mü’minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.” 

    A’râf Sûresinin 167 . Ayetinde 
    Hani Rabbin, elbette kıyamet gününe kadar onlara azabın en kötüsünü tattıracak kimseleri göndereceğini bildirmişti. Şüphesiz Rabbin, elbette cezayı çabuk verendir. Şüphesiz O çok bağışlayandır, çok merhamet edendir
     
    Hicr Sûresinin 85 . Ayetinde 
    Biz gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları ancak hakka ve hikmete uygun olarak yarattık. Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Sen şimdi güzel bir şekilde hoşgörü ile muamele et. 

    Nahl Sûresinin 25 . Ayetinde 
    Böylece kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarının da bir kısmını yüklenirler. Dikkat et, yüklendikleri ne kötüdür
     
     
    Nahl Sûresinin 27 . Ayetinde 
    Sonra kıyamet günü Allah onları rezil edecek ve diyecek ki: “Uğrunda mücadele ettiğiniz ortaklarım nerede?!” kendilerine ilim verilenler ise şöyle derler: “Şüphesiz bugün rezillik, aşağılık ve kötülük kafirlerin üzerinedir.” 

    Nahl Sûresinin 77 . Ayetinde 
    Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir. Kıyamet’in kopması bir göz kırpması gibi veya daha az bir zamandır. Şüphesiz Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir. 

    Nahl Sûresinin 84 . Ayetinde 
    Kıyamet günü her ümmetten bir şahit göndereceğiz; sonra inkar edenlere ne (özür dilemeleri için) izin verilecek, ne de Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilecek. 

    İsrâ Sûresinin 13 . Ayetinde 
    Her insanın amelini boynuna yükledik.2 Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız. 

    İsrâ Sûresinin 58 . Ayetinde 
    Ne kadar memleket varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helak edeceğiz, ya da şiddetli bir azapla cezalandıracağız. İşte bu, Kitap’ta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış bulunuyor.11 

    Tâ-Hâ Sûresinin 105 . Ayetinde 
    (Ey Muhammed!) Sana dağların (kıyamet günündeki) halini soruyorlar. De ki: “Rabbim onları toz edip savuracak.” 

    Tâ-Hâ Sûresinin 124 . Ayetinde 
    “Her kim de benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.” 

    Enbiyâ Sûresinin 47 . Ayetinde 
    Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz. 

    Enbiyâ Sûresinin 49 . Ayetinde 
    Onlar, görmedikleri halde Rablerinden içten içe korkarlar. Onlar kıyamet gününden de korkarlar. 

    Enbiyâ Sûresinin 97 . Ayetinde 
    Gerçek vaad (kıyametin kopması) yaklaşır, bir de bakarsın inkâr edenlerin gözleri açılıp donakalmıştır. “Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz” derler. 

    Nâzi’ât Sûresinin 34,35 . Ayetinde 
    En büyük felaket (kıyamet) geldiği zaman, o gün insan yaptıklarını hatırlar. 

    Nâzi’ât Sûresinin 42 . Ayetinde 
    Sana, kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. 

    Nâzi’ât Sûresinin 46 . Ayetinde 
    Kıyameti gördükleri gün onlar, sanki dünyada ancak bir akşam, yahut bir kuşluk vakti kadar kalmış gibidirler. 

     
     

    dua

    Elhamdü lillahi rabbil alemin.

    Vel akibetü lil müttakin.

    Vela udvane illa alez zalimin.

    Vessalatu vesselamu ala resülina muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmein.

    Ey istediğini istediğine istediği anda veren ve istediği anda alma kutretine sahip olan yüce ALLAH’ım,

    Ey dualara icabet eden, bize şahdamarımızdan daha yakın olan, esirgeyen, bağışlayan, lütfeden ALLAH’ım.

    Ey yerleri ve gökleri yaratan, gizli ve açık her şeyi hakkıyla bilen, mülkün ve saltanatın ve bütün varlıkların sahibi, gözden uzak gönle yakın, her şeye kadir olan yüce ALLAH’ım.

    Ey hesap gününün sahibi, rahmeti gazabından çok, insan ve cinleri ancak ibadet etsin diye yaratan, ilk emri  ( oku ) olan, alemlerin RABBİ  ALLAH’ım.

    y yalnızların en yakını, tek başına kalanların dostu, çaresizlerin yardımcısı, fakirlerin sonsuz serveti, zayıfların kuvveti, gariplerin şikayet merci’i olan yüce RABBİMİZ.

    Ey geceyi gündüze, gündüzü geceye katan, azameti ve yüceliği olan, ihsanı bol, rahmeti bol olan RABBİMİZ.

    Bütün hamd ü senalar sanadır. Övgü ve şükürler sanadır,dua ve niyazlar, yalvarış ve yakarışlar, dile getirdiğimiz getiremediğimiz her türlü eşsiz hamd ve sena ancak sana mahsustur ALLAH’ım.

    Biz ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz, ancak senin için namaz kılar ve ancak sana secde ederiz, yalnız sana yalvarır, ancak sana koşar ve sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız.

    Böylece biz, huzuruna geldik, boynumuzu büktük, ellerimizi sana açtık : -

    Ey kerim ve rahim olan RABBİMİZ, kendimizi senin uçsuz bucaksız inayetine, yardımına, lutfuna, rahmetine, keremine bıraktık. Senden yardım bekliyoruz.

    Belki layik değiliz, belki yüzümüz yok, belki hakkımız değil, ancak biliyor ve ikrar ediyoruz ki : -  senden başka gidecek yolumuz yok, senden başka tutunacak ipimiz yok, senden başka sığınacak kapımız yok, senden başka kimsemiz yok. Biz seni istiyoruz, maksudumuz sensin, bütün istediğimiz senin bizden razı olmandır, bize yar ve yardımcı olmandır.

    Ey  ( ol ) emriyle bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen sayısız alemleri yaratan ve

    ( yok ol ) emriyle de her şeyi bir anda yok etme gücüne sahip olan, rahman ve gufran olan, gerçek olarak biliriz ve bildiririz ki, senden başka ilah yoktur.

    Ey yüceler yücesi, var ve bir olan ALLAH’ım : -

    ‘’Bana dua edin, duanızı kabul edeyim’’ buyurdun.

    ‘’Duanız olmasa neyinize kıymet edeyim’’ buyurdun.

    Bizim şu acizane, halisane, salihane, duamıza icabet eyle,

    Bize zatına kul ve kurban olanlardan eyle,

    En güzel isimlerinle bize tecelli eyle.

    Bizi, hakk’ı bilenlerden, hakk’a tabi olanlardan ve hakk’ı yaşayanlardan eyle.

    Bizi, batılı batıl bilip, batıldan kaçanlardan eyle.

    Bizi, rızanı kazananlardan, rahmet’i rahman’a kavuşanlardan eyle.

    Bizi, zikrinle dolup taşanlardan, senin yolunda ölenlerden eyle.

    Bizi, cennetine girenlerden, cehenneminden azad olanlardan eyle.

    Yalvarıyoruz, bizi, cemalini, rü’yetini görenlerden eyle YA RABBİ.

        ALLAHIM : -

    Sevgili  Peygamberimize salat-ü selam, vesile, üstünlük ve yüksek dereceler ikram eyle.

    O’nu vaat ettiğin makam-ı mahmud’a nail eyle.

    Şüphesiz sen vaadinden dönmesin.

    Ehl’i beytini, ashabını ve O’nun izinde yürüyenleri her türlü ihtirama ve muhabbete nail eyle.

    Bizi, iki cihan güneşinin sünneti seni yelerini yaşayanlardan eyle.

    Livaü’l hamd sancağı altında toplananlardan, O’na komşu olanlardan eyle.

    O’nu derdimizin dermanı, karanlık gecemizin meş’alesi eyle.

    Gözümüzün nuru, gönlümüzün süruru eyle.

    Bizi, O’nun yolunda şaşırmadan yürüyenlerden eyle.

    Fahri kainat mefhari mevcudat olan peygamberimizin şefa’atine bizi de nail eyle.

    Bizi, O’na yakın eyle, bizi O’na muhtaç eyle.

    Bizi, O’na ümmet olma şeref ve şuurunu taşıyanlardan eyle YA RABBİ.

      ALLAHIM : -

    Sen affedicisin, affı seversin, bizi ve bütün inanları affeyle.

    Hatayla işlemiş olduğumuz bütün günahları affeyle.

    Bize rahmetinle, şerefinle, bereketinle muamele eyle.

    Bize kereminle, ihsanınla, fazlınla ikram eyle.

    Bizi bağışlayarak bize merhamet eyle.

    Bize nasuh bir tevbe ve hidayet ihsan eyle.

    Tevbemizi kabul edip bizi mağfiret eyle.

      ALLAHIM : -

    Kuranı kerim hürmetine, O’nun bereketiyle bizi affeyle.

    Bizi, kuranı kerimi okuyanlardan, anlayanlardan, yaşayanlardan eyle.

    Kuranı kerimi dünyada arkadaş, kabirde yoldaş, nuruyla ahiret şefaatci eyle.

    Bize, kuranı kerimin saadetini, selametini nail eyle.

    Bizi, kuranı kerimin kerametiyle mükerrem  eyle YA  RABBİ.

      ALLAHIM : -

    Okuduğumuz kuranı kerimi ve hatmi şerifi izzetinde kabul eyle.

    Hasıl olan sevabı, öncelikle sevgili peygamberimizin ruhu şerifine ikram eyle.

    Bütün peygamberlerin ve onları yoldaş edinenlerin pak ruhlarına ikram eyle.

    İsimleri unutulmuş, nesilleri kesilmiş, gariplerin, acizlerin, mazlumin, masumin ruhlarınada hediye eyledik vasıl eyle YA RABBİ.

    Topraklar altında hak ile yeksan olmuş, dünyada kimi kimsesi kalmamışların ruhlarını da hissedar eyle.

    Dualar bekleyen kaffe i ehli imanın ruhlarını da  haberdar eyle.

    Bu duayı ukuyan kardeşlerimizin, mevtalarını da hissedar eyle.

    Ruhlarını şad eyle.

    Makamlarını cennet eyle.

    Derecelerini ali eyle.

    Kabirlerini cennet bahçesinden bir bahçe eyle.

    Seyyi’atlarını hasenatla tebdil eyle.

    Dünyada kalanlara yardım ve hidayet eyle.

    Sabrı cemiller lutfeyle.

    Onlara ve bize, hepimize bol bol rahmet eyle YA RABBİ.

       ALLAHIM : -

    Bizi, son nefesimizde, iman ile, İslam ile, kur’an ile, göçenlerden eyle.

    Kelime’i şehadet, kelime’i tevhid’i söyleyerek ruhlarını teslim edenlerden eyle.

    ( EŞHEDÜ ENLA İLAHE İLLALLAH VE EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN RESULULLAH ).

    Dar’ı bekaya aşk ile, vecd ile, heyecan ile, neş’e ile gidenlerden eyle.

    Bizi, ve sevdiklerimize güzel ölümler lutfeyle.

    Bizi, ölmeden önce ölenlerden eyle YA RABBİ.

       ALLAHIM : -

    Hayatta iken yaptığımız bütün ibadat ü taatlerimizi, ihsan ile makbul eyle.

    Hoşnutluğunu kazandıracak, kusursuz kullukta bulunma imkanlarını lutf eyle.

    Bizi, rızanı kazanmak için acele edenlerden, amel’i Salih işleyenlerden eyle.

    Hakiki iman edenlerden, yoluna yönelenlerden, emrine kulak verenlerden eyle.

    Birbirine karşı hakkı ve sabrı tavsiye edenlerden, zikredenlerden, şükredenlerden eyle.

    İyilik ve güzellikten yana olan, hayır ve hizmetten geri durmayanlardan eyle.

    Bahtiyar kullarının amellerini işleyenlerden, maksuduna muradına erenlerden eyle.

    Böylece bizi, razı olduğun sevgili ve seçkin kullarından eyle YA RABBİ.

       ALLAHIM : -

    Bizi, nefsimizin çılgın istek ve arzularından muhafaza eyle.

    Bizi, iyilik yaptığında sevinen, kötülük işlediğinde pişman olup af dileyenlerden eyle.

    Bizi, nimetlerin karşısında nankörlük edenlerden değil, bol bol hamd edenlerden eyle.

    Bizi, hidayete erenlerden, muttaki, muvahhid, mücahüd olan güzel kullarından eyle.

    Bizi, cihad edenlerden, şehit olanlardan eyle.

    Bizi, huzurundan boş çevirme, lutfunu nail eyle YA RABBİ.

       ALLAHIM : -

    Bize, küfre açık kapı bırakmayan bir iman nasip eyle.

    Bize, hayırlı ve huzurlu ömürler ihsan eyle.

    Umduklarımıza nail eyle, korktuklarımızdan emien eyle.

    Ayıplarımızı ört, kalplerimizi pak eyle.

    Hayırları feht eyle, şerleri def eyle, sunumuzu hayır eyle.

    Kulluk edenlerden, affına erenlerden eyle.

    Doğruyu söyleyenlerden, yanlışa düşmeyenlerden eyle.

    Hakikatten şaşmayanlardan, doğru yolu bulanlardan eyle.

    Sevdiklerini sevenlerden, sevmediklerini görmeyenlerden eyle.

    Erdirdiğin kullarınla dolup taşanlardan eyle.

    Feleha, kurtuluşa kavuşanlardan, aşkınla yanıp tutuşanlardan eyle.

    Senin var ve bir olduğunu bilenlerden, şirke düşmeyenlerden eyle.

    Cehennemden azad olup, cennetine dahil olan, mukafata erenlerden eyle.

    Bizi, cemalini görenlerden eyle YA RABBİ.

       ALLAHIM : -

    Hastalarımıza şifalar lütfeyle, dertlerimize devalar bahieyle.

    Borçlarımıza edalar ihsan eyle, bize bol ve geniş rızıklar lütfeyle.

    Helal ve bereketli kazançlar bahşeyle.

    Mutlu ve umutlu yarınlar ihsan eyle.

    Ya RABBİ, muradı olan kardeşlerimizin muradlarını lütfeyle.

    Borcu olan kardeşlerimize ödeme imkanlarını müyesser eyle.

    Hepimize iyilikler, güzellikler ve hayırlar ihsan eyle.

    Din ve dünya işlerimizi islah eyle,

    Biz bilmeyiz istemesini, sen verirsin en iyisini, hakkımızda hayırlısını ihsan eyle YA RABBİ.

       ALLAHIM : -

    Bizi, Kevser havuzundan hiç susamayacak şekilde bir yudum dahi olsa içenlerden eyle.

    Amel defterini sol ve arka tarafından değil sağından alanlardan eyle YA MUİD

    Sırat köprüsünü kolayca geçenlerden eyle YA RABBİ.

    Bazı yüzlerin siyahlanıp bazılarının da beyazlanacağı o günde yüzümüzü ak eyle YA RABBİ.

    Kıyamette o dehşet günde, yüzlerimizi nurunla nurlu eyle ya RABBİ.

    Kulaklarımızı kötü sözlerden, boyunlarımızı cehennem azabından muhafaza eyle YA HAMİD

    Gözlerimizi haramdan, dillerimizi yalandan, kalbimizi nifaktan muhafaza eyle YA MUHSI

    İşlerimizi zorluktan, amellerimizi gösterişten, bizi kinden, nefretten, hasetten muhafaza eyle.

    Riyalıktan, kibirden, öfkeden,şehvetten,ve şeytanın tuzaklarından muhafaza eyle YA MANİU

    Bizi, şöhretten, kaypaklıktan, heva ü hevese kapılmaktan muhafaza eyle YA GANİYYU.

    Bizi dünyada rezil olmaktan, ahiret’te de azabından muhafaza eyle YA RABBİ.

       ALLAHIM : -

    Bizi, helal lokma yiyenlerden, helal rızık peşinde koşanlardan eyle YA RAZZAK.

    Ayaklarını harama götürmeyenlerden, nefsinle haramdan uzak duranlardan eyle YA MANİU.

    Boğazından haram lokma geçirmeyenlerden, elini haramdan sakınanlardan eyle YA RAŞİD.

    Azalarını haramdan uzak tutup, bedenlerimizi bir nur eyle YA NUR.

    Ayaklarımızı ve kalplerimizi sıratılmüstakim üzerine sabit ve muhafaza eyle YA HABİR.

       ALLAHIM : -

    Ahlakımıza güzellik, ilmimize ziyadelik, rızkımıza genişlik ihsan eyle YA FETTAH.

    Vücutlarımıza sıhhat, kazançlarımıza bareket, anlayışımıza feraset lütf eyle YA RAZZAK.

    Bizi, bedbahtlıktan sapkınlıktan ve sapık davranışlardan muhafaza eyle HAKİM.

    Bizi, doğru yolda bulunanlardan eyle, işlerimizi kabul gören işlerden eyle YA ADLU.

    İşlerinde edepli ve nazik olanlardan, emrine uyanlardan eyle MÜHEYMİN.

    Bize, razı olacağın iyi işler yapmamızı nasip eyle YA AZIM.

    Fayda sağlamayan boş işlerden de uzak eyle YA VASİU.

    Bize, dünyada ve ahirette güzel hayatlar nail eyle YA RABBİ.

       ALLAHIM : -

    Bize, ana ve babalarımıza, ve affına muhtaç tüm Müslümanlara merhamet eyle YA AFUV.

    Yaptığımız hayırlı işleri huzurunda makbul eyle YA ALİM.

    Kardeşlerimizi, çocuklarımızı, komşularımızı, dost ve sevenlerimizi iyilerden eyle VEHHAB.

    Bize, dinine, vatanına, milletine hizmet eden  Salih evlatlar ihsan eyle YA HALIK.

    Bizi, dinimizi, tüm ehli islamı daima aziz ve muzaffer eyle YA AZİZ.

    Vatanımızı, milletimizi her türlü düşmanlardan, oyunlardan emin eyle YA LATİF.

    Bizleri, bütün felaketlerden, müsibetlerden, belalardan muhafaza eyle YA HAFIZ.

    Şüphesiz bize yardım elini uzatacak senden başka kimse yok,bize merhamet eyle YA RAHİM

       ALLAHIM : -

    Dünyanın dört bir yanında senin rızan için çalışanları başarılı eyle YA VEKİL..

    Yolunda ter döken, kan döken ve cihad edenleri galip ve muzaffer eyle YA METİN.

    Onurlu ve hak davalarında onları üstün eyle YA AZİZ.

    Manevi ordularınla onları destekleyip mensur ve muzaffer eyle YA HALİM.

    Görünür görünmez belalardan, akla hayale gelmeyen tuzaklardan emin eyle YA RAKİB.

    Bizim, güçümüz yetmez takatimiz yetişmez engenlerden muhafaza eyle YA KAVİY.

    Sen bizim mevlamızsın, kafirlere karşı bize yardım eyle YA SELAM.

    İnanmayanlara karşı bize, güç ve kuvvet ihsan eyle  YA VELİYY.

       ALLAHIM :-

    Ülkemize dirlik, milletimize birlik ve beraberlik ihsan eyle YA MACİD.

    Cennet vatanımızı mamur ve müreffeh eyle YA GANİYYU.

    Şehitlerimize ve gazilerimize yüksek dereceler lutfeyle YA VALİ.

    Lutfunla, onları ve bizi rızana nail eyle YA TEVVAB.

       ALLAHIM : -

    Bizi, peygamberimizin ( S:A ) dualarına, senden istediklerine nail eyle YA ŞEHİD.

    O nun ( s.a ) sünnetini yaşamayı, iyilik ve takva sahibi olmayı nasip eyle YA HAKKU.

    Bizi, namazını daima ve dosdoğru kılanlardan eyle YA VEDÜD.

    Bela ve musibetlere sabredenlerden, takdirine razı olanlardan eyle YA SAMED.

    Bize, ölüm anında rahatlık, ölümden sonra mağfiret ve rahmet eyle YA MÜMİT.

    Hesap gününde af, cennette yüksek dereceler ihsan eyle YA GAFFAR.

    Bizi sevgili peygamberimizin şefaatiyle kurtuluşa erenlerden eyle YA MÜ’MİN.

       ALLAHIM : -

    Rahmetinle duamıza icabet eyle  YA MÜCİB.

    Duamızı, ağzı dualıların, gözü yaşlıların, bağrı yanıkların dualarından eyle YA KERİM.

    YA RABBİ, duamızı fazlınla, ikramınla kabul eyle

    Sen her şeye kadirsin ALLAHIM.

     EL FATİHA

     

     

    KULLARI KÜÇÜK GÖREN, ONLARLA ALAY EDEN

    KİMSE RABBİNİ TANIMAYAN KİMSEDİR.

    YARADANI SEVEN, O’NUN SALTANATINDAN OLUŞMUŞ

    OLAN YARATIKLARINI DA SEVER.

    Hz.Aişe

     

     

    KİME İLMİ FAYDA VERMİYORSA,

    CEHALETİ ONU YER BİTİRİR. KUR’AN’I

    EMİRLERİ NEDİR, BANA NEYİ YASAKLAR?

    DİYE OKU! OKUMAN SENİ YASAKLARDAN

    VAZGEÇİRMİYORSA, SEN OKUMUŞ

    SAYILMAZSIN.

    (Mekhul eş-Şami

     

     

    ÖYLE BİR GÜNDEN SAKININ Kİ,

    O GÜN ALLAH’A DÖNDÜRÜLECEKSİNİZ

    SONRA HERKESE KAZANDIĞININ KARŞILIĞI

    TASTAMAM VERİLECEK VE ONLARA HİÇ

    HAKSIZLIK EDİLMEYECEKTİR

    ÖYLE BİR GÜNDEN SAKININ Kİ,

    O GÜN ALLAH’A DÖNDÜRÜLECEKSİNİZ

    SONRA HERKESE KAZANDIĞININ KARŞILIĞI

    TASTAMAM VERİLECEK VE ONLARA HİÇ

    HAKSIZLIK EDİLMEYECEKTİR

     

     

    SENİ DÜŞÜNÜP GÖZLERİ AYDINLANMAYAN KÖRDÜR.

    SENİN VERDİĞİN SEVİNÇLE SEVİNMEYEN, GERÇEK

    HUZURU BULAMAZ. SENİN YÜCELİĞİNE YEMİN EDERİM

    Kİ SENİ SEVİYORUM EY RAB! BİLİYORSUN....

    (Habib el-Farisi)

     

     

     

    Nefsim

    NEFSİM!!!

    Yıllardır beni uyuttun. Hep yarına bıraka bıraka koca bir ömür heder

    oldu. Gecelerim teheccütsüz, heyecansız, gündüzlerim semeresiz başarısız
    geçti. Acaba yarın yarın diye uyuttuğun yarınlarımı, meçhul bir yarında
    nasıl doldurabileceksin...

    Ne zaman beni çevreleyen basitliklerle bağımlılıklara, civciv misali
    küçük bir darbe vurup hür dünyaya açılmak istesem, granitten dağlar gibi
    karşıma dikildin. Olmadık desiselerle beni kandırdın. Bitmeyen isteklerle
    beni aldattın. Yıllardır taam (yemek), kelam (konuşma) menam (uyku)
    hapisanesinde, inim inim inlettin, ızdıraplarımı, bana ney gibi
    dinlettin. İrademi, rehavet, meskenet zincirleriyle sımsıkı sardın.
    Bana sunulan saat altınlarını değerlendiremedin. Hepsini badi heva
    zayı ettin. Kimbilir, içinde ne hediyeler saklayan günlerin ve ayların
    zarfını açamama bile müsaade etmedin. Hepsi boşa gitti. İçlerinde neler
    sakladığını anlayamadan.

    Söyler misin; ALLAH aşkına, senin yaşayan bir cenazeden ne farkın var?

    İnsan süresini ağlaya ağlaya okudun. Ama o muhteşem sarayın
    kapılarını bir türlü aralayamadın. Kendini, kendi çevreni tanıdığın kadar
    tanıyamadın. Kendi içinde kendine yabancı kaldın. Kendi kendine hapisane
    yaptın.

    Fetih süresini okudun, bırak dışarıyı, içinde bir tek fetih bile
    yapamadın. Konuşma, yemek, uyku esaretinden kurtulamadın. İradeni feth
    edemedin. Namazla cenneti takas etmeyi çalıştın, ayetleri bir teyp gibi
    ezberledin ama uyguladıkların hep adetlerin oldu.

    Peygamberimizin saçlarını ağartan Hud süresiyle karanlık gecelerin bir
    türlü aydınlatamadın. Gayreti hep birilerinden bekledin. Senin de
    birileri olduğunu hep unuttun.

    Bir fikir uğruna hayatı hakir gören peygamberlerin hayatını, uzun kış
    gecelerinde kıssa niyetiyle okudun. Fakat hayatındaki kışları, bir türlü
    baharlara çeviremedin. Çünkü onları anlayamadın.
     
     
     

    Ölüm

    ölüm

     

    Her oyunun kendine göre bir kuralı vardır. O kurallara uyularak o oyun
    oynanır. Eğer siz bu oyunu kurallarıyla değil de; ben dilediğim gibi
    oynayayım derseniz, size o sahada yer yoktur.

    Tavla oynuyorsanız pulları
    gelen zarların rakamına göre ilerletmek
    mecburiyetindesiniz. Futbolda iseniz topu elinize alamazsınız. Basket
    oynuyorsanız topu ayağınızla yürütemezsiniz. Bunlar oyunun kuralıdır. Eğer bu
    kuralları kabul etmiyorsanız; o zaman zaten siz sahaya da çıkamazsınız. Çünkü o
    sahaya çıkıp oynamak o kuralları kabul etmenin neticesidir.

    Din olayını kabul
    edebilirsiniz veya etmeyebilirsiniz. Ama ben dini kabul ediyorum dediğiniz

    zaman, Peygamberin getirdiği kuralları kabul ediyorum demektir bu.

    O zaman sizin düşünce yapınızı, Peygamberin getirdiği kurallarla bağdaştırmak
    mecburiyetindesiniz. Eğer düşündüğünüz birtakım şeyler, Peygamberin
    getirdiklerine uymuyorsa, düşünmekte özgürsünüz ama Peygambere inandığınızı
    ve ona tabii olduğunuzu söylemeye hakkınız yoktur.

    Mutlaka bir cenazeye gitmişsinizdir. Ve o cenazede tabut ve tabutun üstünde
    bir yeşil örtü görmüşsünüzdür. O yeşil örtünün üzerinde sırma ile yazılı bir
    ayet vardır. O ayette şöyle der;"Her nefis ölümü tadacaktır". İnceliğe
    dikkat edelim.

    Kuran kesinlikle "öleceksiniz" demez, ölümü "tadacaksınız"
    der. Tadacaksınız. İnsan ölmez ölümü tadar.

    Kuranın hükmüne göre, Peygamberin bildirisine göre, Peygamber de ölüm olayını
    şöyle anlatır; kişi ölümü tattığı anda ölmüş olduğunu fark etmez. Kişi kendi
    bedenini yıkayanı ve çevresindekileri görür, bilir, tanır. Kendi cenaze namazını
    kılanları, tabutun içinde ve üstü örtülü olmasına rağmen görür, bilir ve tanır.

    Mezardan uzaklaşanların ayak seslerini işitir. Sonra kabrin içindeyken iki
    melek gelir. Münkir, Nekir adlarıyla, maruf. Ve ona bazı sualler sorar. O
    suallerinde cevabını verir. Niye?

    Ölümü tatma anındaki olayların bazı ana noktalarını vurgular. Öyleyse ölüm
    denen olayın ne olduğunu bir an için hatırlayalım. Şöyle anlatayım size
    ölümü;

    Bir yerde bir koltukta oturuyorsunuz, çevrenizde de insanlar var. O anda
    elinizi kaldırmak istiyorsunuz, kaldıramıyorsunuz. Bir şey söylemek
    istiyorsunuz sesiniz çıkmıyor, bir anda paniğe düşüyorsunuz. Felç mi oldum
    diyorsunuz? Sizde felç oldum düşüncesi, duygusu hâkim oluyor o anda. Hâlbuki
    sizin durumunuzdan şüpheleniyorlar, dışardan bakıyorlar hareket yok, gelip
    dokunuyorlar yığılıp kalıyorsunuz.

    Aaa! Öldü! Diyorlar. Siz onların öldü deyişinden öldüğünüzü anlıyorsunuz.
    Felç geçirmediğinizi anlıyorsunuz. Dikkat edin. Aklınız, şuurunuz, idrakiniz,
    bütün duyularınız yerinde, dışarıda olup bitenleri görüyorsunuz. Fakat beden bir
    anda yığılıp kalmış.

    Deyin ki siz buna kalp krizi. İşte o anda çevrenizdekiler bağırıp,
    çağırmaya, haykırmaya başlıyor. Ağlıyorlar, vaveylalar kopuyor. Siz "
    Ölmedim, yaşıyorum!" demek istiyorsunuz, sesiniz çıkmıyor. Çünkü beyin
    durmuş, sinir sistemi felç olmuş, hiçbir hareket yok bedende. Ve onların bu
    haykırışları, bağırışları sizi daha büyük bir sıkıntıya, azaba, paniğe
    sokuyor.

    Peygamberin sözünü hatırlayalım;"Ölülerinizin yanında haykırıp,
    bağırıp, çağırmayın onlara eziyet edersiniz" Çünkü; o zaten ölü değil!!!
    Yaşıyor! Yaşıyor, fakat beden durmuş, bitmiş. Bedenden dışarı iletişim
    sağlanamıyor.

    Derken alıyorlar bedeni koltuğun üstüne uzatıyorlar, törelerine göre getirip
    üstüne bir bıçak, bir çatal bir şeyler koyuyorlar. Siz orda çevrenizde
    ağlaşanları seyredip duruyorsunuz.

    Sonra alıyorlar sizi, götürüyorlar bir hamama sıcak bir yere, üstünüze
    suları döküyorlar, sizi evirip çeviriyorlar, siz ne kadar uğraşırsanız
    uğraşın, dışarıyla iletişim kurmaya "Ben yaşıyorum!" demeye diyemiyorsunuz.

    Ama sizi yıkayanları görüyorsunuz, biliyorsunuz, tanıyorsunuz. Tanıyorsunuz
    ama maddi dünyasıyla bağınız kopmuş. Param diyorsunuz, işim diyorsunuz,
    koltuğum diyorsunuz, anam, karım, çocuğum diyorsunuz hiç! Bunların hiç biri
    size ulaşamıyor. Ve bunlara dokunamıyorsunuz.

    Daha sonra sizi alıyorlar beyaz bir kefene sarıyorlar, tahta bir sandığın
    içine koyuyorlar, üstünüzü kapatıyorlar ama sizin görüşünüze mani olmuyor o
    tahta, o örtü... Dışarıda olanları seyrediyorsunuz. Gözleri yaşlı, hüzünlü
    insanlar...

    Sonra götürüyorlar bir musalla taşına koyuyorlar. Hüzünlü an, çevrenizde
    ağlıyorlar, haykırıyorlar. Gözü yaşlı karınız, kocanız, çocuğunuz, ananız,
    babanız, arkadaşlarınız, sevdikleriniz... Ve siz bunları da
    seyrediyorsunuz...

    Sonra sizi alıyorlar bir mezarın yanına getiriyorlar. Koyuyorlar toprağın
    üzerine, mezar kazılıyor çevrenizde hüzünlü insanlar...
    İşte o anda hayatınızın en büyük paniği başlıyor. Yaşamınızın en büyük
    paniğini o anda yaşıyorsunuz.

    Çünkü aklınız, şuurunuz, idrakiniz, bütün
    duygularınız sizinle beraber, yani siz o anda yaşıyorsunuz, fakat bedeni
    içinde bir örtüde ve o mezarın içine konacağınızı, üstünüze toprağın
    atılacağını ve orada hapis kalacağınızı, görüp hissediyorsunuz. Hz.

    Ömer(r.a) soruyor;

    - Ya Resulallah! Ben mezara konduğum zaman şu andaki aklım, idrakim,
    duygularım, şuurum, aynen muhafaza olacak mı?

    -Evet, Ya Ömer! Aynen şu andaki aklın, idrakin, duygularınla var olacaksın.
    Evet. Kişi o mezara gömülme anında hayatının en büyük paniğini yaşıyor. Diri
    diri toprağa gömülmek...

    Ve sizi en sevdiklerinizin elleriyle toprağa alıp o mezarın içine
    koyuyorlar, üstünüze toprağı atmaya başlıyorlar. Tahtalar konuluyor veya
    beton taşlar konuluyor, dışarıyla ilginiz kesiliyor. Ama dışarıdaki sesleri
    duyuyorsunuz, toprağın içinde canlı canlı hapis kaldığınızı hissediyorsunuz.

    Evet, bedende bir olay yok o ana kadar ama siz o toprağın içinde canlı canlı
    hapissiniz. Bağırmak, haykırmak istiyorsunuz; Beni buraya bırakmayın! Beni
    buraya koymayın! Ben yaşıyorum! Canlıyım! diriyim! Ben de sizin kadar
    şuurluyum! AMA İLETİŞİM YOK!

    Bunlara ulaşamıyorsunuz ve sizi oraya bırakıyorlar, üstünüze toprağı
    kapatıyorlar, ışık kayboluyor, kapkaranlık bir mezarın içinde tek
    başınasınız...

    Peygamberimiz(s.a.s) şöyle diyor:

    " Kişi kabre konduğu zaman o panik içinde öyle bir haykırışla haykırır ki;
    feryadı arşa kadar yükselir. Fakat ne yazık ki insan kulağı o haykırışı
    işitemez."

    İşte o panik anında düşünüyorsunuz ki, size dünyada iken söylenen; ölmek yok!,
    hayat devam ediyor!, öbür hayata kendini hazırlamazsan pişman olursun! ikazları
    gelmişti, ulaşmıştı fakat bunları kaa'le almamıştın. Artık mezardan geri dönüş
    yok. Bitiyor, herşey son buluyor.

    Ve orada gerçekten iki melek geliyor, size bazı sualler soruyor.
    Siz o panik halinizle ne derece cevap verebiliyorsunuz, size ait olan bir
    olay...

    Sonra aradan zaman geçiyor, mezarın içinde yılan, çıyan, köstebek, fare
    kenarlardan çıkıyor geliyor sizin kaşınızı, gözünüzü, yanağınızı, ağzınızı,
    burnunuzu, karnınızı, bağırsaklarınızı yemeye başlıyor. Ve siz mezarda kendi
    yenişinizi, bu ******lar tarafından parçalanışınızı seyrediyorsunuz,
    hissediyorsunuz.

    Evet, fiziki bedeninize olan fiziksel bir azap size
    ulaşmıyor ama kendinizi kâbus görür şekilde düşünün, rüyada,
    yatakta...

    Rüyanızda size gelen baskıları, birtakım ******ların size verdiği
    zararı, veya bir uçurumdan düşüşünüzü, bir bıçağın sizi kesişini,
    boğulmanızı, göğsünüze birinin oturup boğazınızı sıkmasını düşünün... O anda
    fiziksel bir olay yok ama, sizin yaşadığınız kabus... İşte mezarda öyle bir
    kâbusun içine düşüyorsunuz ki, uyanma, geri dönme yolu yok. Ve böylesine
    başlayan bir ÖLÜM ÖTESİ YAŞAM

    Yani siz ölümün ne olduğunu tadıyorsunuz. Tadış sizde bir şey değiştirmiyor.
    Herhangi bir şeyi tattığınız zaman nasıl şuurunuzda, idrakinizde bir değişme
    olmuyorsa, sadece o şeyin ne olduğunu anlıyorsanız, "ölümü tatmak" demek bu
    bedene kumanda edemez hale gelmeniz demek. Bu bedene kumanda edemez
    hale geliyorsunuz, işte bu "ölümü tatmak" denen olay. Ama yaşamınız devam ede
    gidiyor o kabirde...

    Size sorsam, bir aynaya baktığınız zaman ne görüyorsunuz? Desem, hemen
    vereceğiniz cevap şu olur. Aynaya baktığım zaman kendimi görürüm. İşte
    "aynaya baktığım zaman kendimi görürüm" cevabınız Peygamberi, Kuran'ı ve
    ölüm ötesi yaşamı inkârdan başka bir şey değildir!

    Eğer gördüğünüz aynada, sizin ben dediğiniz, kendim dediğiniz yapı ise bu
    beden belli bir seneler sonra toprak altında çürüyüp yok olacak ve bu hesaba
    göre sizinde yok olmanız gerekecektir. Ama siz toprak altında Peygamberin
    bildirdiği bir şekilde yaşayacaksınız. Bu beden çürüyüp yok olmasına rağmen
    demek ki aynada ben dediğiniz, kendim dediğiniz şeyi görmüyorsunuz. Siz bir
    beden görüyorsunuz.

    Sokakta bir araba görüyorsunuz, yaklaşıyorsunuz cama tıklıyorsunuz, cam
    açılıyor içerde bir adam, direksiyona yapışmış "Kimsin sen?" diyorsun. "Ben
    1956 modeli Chevrolet'im "diyor. Adama bakarsınız gülersiniz,kafayı üşütmüş
    zavallı dersiniz. "Sen Chevrolet değilsin kardeşim, sen insansın, arabanın
    direksiyonunda oturuyorsun, bir süre sonra da direksiyondan kalkıp arabadan
    çıkarsın! " dersiniz. Adam size "Hayır öyle şey yok, herkes bana böyle dedi,
    herkes de bana böyle diyor, ben otomobilim" cevabını veriyorsa artık siz ona
    daha fazla bir şey söylemezsiniz. "Zavallı, Allah selamet versin" der
    geçersiniz.

    İşte bugün birtakım insanlar, ben 56 doğumlu bilmem kimim, ben 48 doğumlu
    bilmem kimim, ben 38 doğumlu bilmem kimim diyorsa o 56 model Chevrolet'im
    diyen şoförden farkı yoktur.

    Siz belli bir süre için bu bedenle birlikte varolan, fakat bir süre sonra bu
    bedeni terkedip, bedensiz olarak yaş***** devam edecek bir varlıksınız.

    İşte din dediğimiz olgu burdan ileri geliyor, şu anda her ne kadar bu
    nedenle bu madde dünyasında yer alıyorsanız da, belli bir süre sonra , bu
    madde dünyasıyla tüm ilişkiniz kesilecek, paranız, koltuğunuz, karınız,
    kocanız,çoluğunuz-çocuğunuz,ananız, babanız v.s tümü geride kalacak, tek
    başınıza yepyeni bir hayata geçeceksiniz.

    Eğer o hayatın şartlarına göre kendinizi hazırlayamadıysanız, hazırlama
    gereği duymadıysanız, siz ne olursa olsun o ortamda çok büyük bir sıkıntıya
    , azaba düşeceksiniz. Ergeç denize düşecek olan insan yüzme öğrenmek
    mecburiyetindedir. Yüzmeyi öğrenmediyse, o denizin içinde boğulur. Bunun
    başka yolu yoktur.

    Ben dünyada böyle bir insandım, şöyle bir insandım, şunu
    yaptım, bunu yaptım. Sen dünyada nasıl bir insan olursan ol, eğer yüzmeyi
    öğrenmediysen, denize düşünce boğulursun.

    Sen eğer gideceğin ölüm ötesi aleme gereken bir biçimde hazırlanmadıysan, o
    alemde yer alacak olan ruh bedenini gerektiği bir biçimde, gereken enerjiyle
    güçlenmediysen, ne olursan ol o alemin batağında B-O-Ğ-U-L-U-R-S-U-N....

    E canım ben Peygambere inanıyorum, Allah'a inanıyorum ama gerektiği gibi
    hazırlanamıyorum. Aldatma kendini, mantığını çalıştır, beynini çalıştır
    gerçekçi düşün.

    Senin halin o adama benziyor. Vapur yolculuğuna çıkmış,
    kaptanla da çok samimi, kaptanın sofrasında yemek yiyor, kaptanla da çok iyi
    anlaşıyor. Ama bir gün güvertede güneşlenirken, kaptandan şu seslenişi
    işitiyor;

    "Gemi su alıyor, batmak üzere, herkes acele yüzme öğrensin, veya can
    simidi edinsin" Sen diyorsun ki;"Canım, ben burada keyfime bakayım, ben
    kaptanı *********, nasıl olsa kaptan beni kurtarır"

    Gemide 1000 yolcu nerde sen nerde kaptan. Bir süre sonra gemi batıyor. Sen
    suların içinde gulu gulu yapıyorsun. Bu arada diyorsun ki;"Deniz, deniz! Beni
    boğma, ben kaptanı çok seviyordum, ben kaptana yanıyordum" Deniz sana lisanı
    halle der ki; burada kaptanı sevmen, kaptana yanman, sana fayda etmez. Ya can
    simidi edinseydin veya yüzme öğrenseydin. Sen istediğin kadar kaptana
    inanıyordum de, boğulursun.

    Çünkü kaptanın senin inanmana ihtiyacı yok, yani Peygamberin senin ona inanmana
    ihtiyacı yok. Allahın da senin ona inanmana ihtiyacı yok.

    Peygamber sana diyor ki;

    "Eğer benim dediklerimi anlayıp idrak edemiyorsan,
    bana hiç olmazsa inan, ölüm ötesinde böyle bir yaşam var, o yaşamın
    şartlarına göre tedbir alarak kendini kurtar.

    Sen diyorsun ki;"Ben sana inanıyorum" Sonra bildiğin gibi yaşıyorsun. Saçmalama.
    Peygambere inanmaktan gaye, Peygamberin dediğini anlayıp idrak etmek ve o
    bildirdiği tehlikeye karşı gereken tedbirleri almaktır. Sen ona gerektiği gibi
    kulak vermiyor, dediklerini anlamıyor, gereken tedbirleri almıyorsan, ne
    kadar" inanıyorum, onu çok *********" dersen de, o gittiğin ortamda içine
    düşeceğin azaptan kendini kurtaramazsın. Ona inanmaktan murat, onun önerdiği bir
    biçimde gereken tedbirleri almaktır. Peygamberin senin inanmana ihtiyacı yok
    ki...

    Sen ya geleceği idrak edip, gereken tedbiri alarak kendini kurtaracaksın
    veyahut ta es geçeceksin. Gittiğin ortama gereken bir biçimde hazırlanmadığın
    içinde mahvolacaksın!

    Diri diri kebire gömülüp, orada canlı canlı o azabı çekeceksin seneler ve
    seneler boyu. Bu daha işin başlangıcı, devamını söylemeyeceğim şu anda.
    Bir İsviçre'ye gitmeye kalkıyorsun, bir Amerika'ya gitmeye kalkıyorsun 6 ay
    evvelinden hazırlık yapıyorsun, oranın şartlarını öğreniyorsun, ne
    götüreyim, ne getireyim, yanıma ne alayım, orda ne kadar kalayım diye onu
    araştırıyorsun.

    Ömür boyu, sonsuz yaşayacağın bir ortama gideceksin bir daha geri dönüş yok,
    oranın şartlarını araştırma gereği duymuyorsun. Ondan sonra akıllım diye
    geçiniyorsun. Bu mu aklın...

    Hazırlanma kabul ama evvela oranın ne olduğunu öğren ondan sonra
    hazırlanma, bilmediğin bir şeye nasıl tedbir alırsın veya nasıl tedbir almama
    gereğini duyarsın. Senin garanti senedin mi var? Şu kadar sene yaşayacağına
    dair.

    Bir damarındaki tıkanma, bir kalp krizi, bir beyin kanaması senin bir anda
    kaç yaşında olursan ol hayatının sonudur. O andan itibaren sana ne karın, ne
    paran, ne kocan, ne anan, ne baban, ne bir başkası fayda edecek. Peki, o ölüm
    denen olayla birlikte başlayacak olan ölüm ötesi yaşama hazırlanmadıysan
    seni kim kurtaracak, ne kurtaracak. Allah kerim canım, yukarıda ALLAH var
    canım nasıl olsa kurtarır. Bırak bu ağızları, iyice aklını başını topla ona
    göre hareket et. Yoksa vay haline.

    dua edelim

    DUANIN KENDİSİ DUANIN SONUCUNDAN ÖNEMLİDİR...
     
     

    rabbimiz musa aleyhisselama sormuştu: "elindeki nedir?" musa aleyhisselam ise,"bu asamdır" dedi, "ona dayanırım, onunla hayvanlarıma yaprak silkelerim..." pekala, musa aleyhisselam da, biliyordu ki Rabbi elindekinin ne olduğunu biliir. Üstelik asanın dayanmaya yaradığını, hayvanlara yaprak silkmekte kullanıldığını, her şeyi bilen Rabbe ayrıca söylemesi fazla gibi görünüyor... sizce de öyle değil mi? ama sorarım, siz de sevdiğinizin huzurunda olsanız, lafı uzatmak istemez misiniz? daha çok huzurda kalmak için yeni yeni konular bulmayı arzu etmez misiniz? konuştuğunuz konunun ne olduğu önemli değildir; önemli olan konuşmanızdır. çünkü konuşmak sizi huzurda tutacaktır... dua da böyledir işte, kulun Rabbiyle söyleşmesidir. ister ayakkabınızın kaybolan bağcığı gibi sıradan bir şey için, ister ebedi hayat gibi en başta gelen hacetimiz için dua etmek, Rabbin huzurunda kalma vesilesidir... mümin için duanın kabul olup olmasından daha önce, dua etmek gelir... çünkü dua, içeriği ne olursa olsun, sonucu nereye varırsa varsın, Sevgilinin huzurunda kalmaktır...

    nereye varırsa varsın, Sevgilinin huzurunda kalmaktır...
     
    ŞİMDİ HEP BERABER DUA EDELİM..